Cuma namazından sonra öğle namazı kılmak caiz değildir. Zira
malum olduğu üzere Allah’ü teala kullarına bir vakit içerisinde iki farz
namazını aynı anda farz kılmamıştır. O halde her kim içinde Cuma namazı kılınan
bir cami ve mescitte bulunuyorsa Cuma namazını mutlaka orada cemaatle
kılmalıdır. Bununla birlikte bazı şartlar yerine gelmediği için Cuma namazının
geçersiz olduğunu düşünüyorsa bu durumda Cuma namazını kılması caiz değildir.
Çünkü bu yanlış ta olsa söz konusu kişinin düşüncesine göre meşru olmayan batıl
bir ibadete başlamak demektir. Buda Allahu Tealaya bir isyandır. Bu kişi Cuma
namazının geçersiz olduğunu bile bile bu namazı kılacak olursa, öğle namazını
kılmak onun boynunun borcu olur ve kılması gerekir. Bu kişinin Cuma namazı
kılmak için başka insanlarla cemaat oluşturması caiz değildir. Çünkü yaptığı bu
iş kendilerinden önce Cuma namazı kılan Müslüman kardeşleri ile bu kimseler
arasını ayırmak anlamına gelir.
Eğer
kişi kıldığı Cuma namazının sıhhatinden eminse, bu namazdan sonra ne münferiden
ne de cemaatle ayrıca bir öğle namazı kılması caiz olmaz. Çünkü bu uygulama ile
o, dinen zaruri (bazı fakihlere göre ise kati) olduğu bilinen bir bilgiye
muhalif hareket etmiş olur.
Ne
sahabilerden ne de müctehit selef imamlardan birinin Cuma namazından sonra öğle
namazı kıldıklarına dair her hangi bir rivayet bize ulaşmış değildir. İmam Şafii
Bağdat’a geldiğinde orada bir çok cami ve mescit bulunmaktaydı. Ancak ondan,
Cuma namazından sonra öğle namazını kıldığına dair bir rivayet gelmemiştir. Eğer
böyle bir rivayet olsaydı bile, kendisinin bu davranışı izlenecek, sünnete uygun
bir tutum olmazdı.
Cuma
namazından sonra öğle namazını kılan kimseler “yaptığımız ilave namaz gibi
hayırlı bir husustadır.” Demek suretiyle meseleyi önemsememezlik etmesinler.
Çünkü bu yaptıkları Allahu Teala’nın öngörmediği bir ibadeti ihdas etmek anlamı
taşıyacağından büyük bir tehlike arzetmektedir. Yegane Şari (Kanun ve yasa
koyucu) yüce Allah’tır. Her kim dinde yeni bir şey ihdas etmeye kalkışırsa,
Uluhiyet ve Rububiyet konusunda kendisini Allah’a ortak yapmış sayılır. Kimde
böyle bir davranışı sergileyen kimseyi onaylarsa onu Allah’a ortak edinmiş olur.
Nitekim Allahu Teala şöyle buyuruyor:
اَمْ لَهُمْ شُرَكؤُا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّينِ مَا
لَمْ يَاْذَنْ بِهِ اللّهُ
“Yoksa
onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyleri dini kaide kılan ortakları mı
var?” Şura 21
Peygamber (s.a.v.), Allah’ı bir taraf bırakan haham ve rahipleri rabler edinen
ehl-i kitabı şöyle tanımlamaktadır:
“Onlar,
onlara (Yahudi ve Hıristiyan din adamlarına) tapmıyorlardı. Ancak onların
kendilerine helal kıldığını helal sayıyorlar, yasakladıklarını da haram
sayıyorlardı.”
Seyh
Muhammed Şemsu’l – Hak El Azim Abadi şöyle demiştir: Cuma namazı öğle namazı
yerine geçtiğinden Cuma’dan sonra ayrıca öğle namazının kılınması caiz değildir.
Sahabelerden, Tabiinden, Tebe-i tabiinden müctehit ve muhaddis imamların hiç
birisinden Cuma namazından sonra öğle namazı kıldığı veya böyle bir namazı
emrettiği yolunda her hangi bir rivayet gelmemiştir. Cuma namazından sonra öğle
namazının ihtiyaten kılınması, bu namazı kılan kimseyi günahkar yapan bir
bid’attir. Kenzu’d Dekaik adlı eserin şerhi niteliğindeki el-Bahru’r Raik’ta da
görüldüğü üzere söz konusu bid’ati Hanefilerin muteahhir ulemasından bazıları
çıkartmıştır.
Ebu Muaz
Seyfullah Erdoğmuş - Sahih İlmihal