BAZI BİDATLER |
2006-08-20 |
NAMAZDAN SONRA TOPLUCA YAPILAN TESBİHAT
Bir olay meydana geldi: Endülüs’te bir cami imamı, insanların
namazlardan sonra dua etme adetini terk etti. Pek çok ülkede bu adet yaygındı.
İmam namazdan sonra selam verince insanlar için dua eder, orada bulunanlar da
amin derlerdi. Bunu terk eden imam , bu terk edişini Resulullah’ın (s.a.v.) ve
ondan sonra gelen imamların böyle bir şeyi yapmayışına dayandırdığını iddia
etti. Alimlerin kendi kitaplarında seleften ve fıkıhçılardan naklettiklerine
göre ne Resulullah (s.a.v.) ne de ondan sonra gelen imamlar böyle bir şey
yapmamışlardır. (O böyle iddia ediyordu)
Resulullah’ın (s.a.v.) böyle bir şey yapmadığı açıktır. Çünkü onun
farz ve nafile namazlardan sonraki hali şu iki şey arasında cereyan ederdi: Ya
Allah’ı zikrederdi ki, bu örfte bu dua değildir ve cemaatin bunda bir payı
yoktur. Cemaat sadece namaz dışındaki zikirlerde olduğu gibi onun söylediğinin
aynısını veya benzerini söylerdi.
Peygamberimizden rivayet edilen namazdan sonraki duaların hepsinin
insanlarla birlikte değil, sadece kendi kendine dualar bağlamında
zikredildiğini iyi düşünün. Duayı bu şekilde yapmak bu günkü insanlar için de
bir hüccettir. Ancak şöyle denilebilir: mesela yağmur duası hutbesinde olduğu
gibi bazı yerlerde insanların da duaya iştirak etmeleri gereği ortaya
çıkabilir. Bu itiraza karşılık şöyle denilir: O tür yerlerde hazır
bulunanlarla birlikte açıktan dua etmek bir zorunluluktur, her namazdan sonra
böyle bir zorunluluğun olduğu nereden çıkartılıyor?
Sonra biz deriz ki: Alimler namazdan sonra yapılan dua ve zikir
gibi şeyler hakkında bunların sünnet ve vacip değil, müstehap olduğunu
söylerler. Bu iki şeyin delilidir. Birincisi: Bu duaları Hz. Peygamber
devamlı yapmamıştır. İkincisi: Hz. Peygamber bu duaları sesli yapmamıştır ve
öğretme amaçlı yerlerin dışında açıktan söylememiştir. Eğer devamlı yapsaydı
ve devamlı açıktan söyleseydi bu bir sünnet olurdu ve alimlerin bunun sünnet
olmadığını söylemeleri caiz olmazdı. Çünkü alimlerin dediğine göre sünnetin
özelliği devamlılığı ve insanların toplu oldukları yerlerde açıktan eda
edilmesidir.
Her zaman toplu dua yapmak Resulullah (s.a.v.)’in yaptığı bir iş
değildir. Kavli ve takriri sünnetinde böyle bir şey yoktur.
Buhari’nin Ümmü Seleme’den rivayetine göre Resulullah (s.a.v.)
namazdan sonra selam verince çok az bir süre beklerdi.
Müslim’in Hz. Aişe’den yaptığı rivayette ise şöyle geçer:
Resulullah (s.a.v.) selam verdikten sonra : “Allahumme ente’s-selâmu ve
minke’s-selam tebârekte yâ ze’l celâlive’l ikram” diyecek kadar otururdu.
Resulullah’dan sonra gelen imamların yani halifelerin bu konudaki
uygulamalarına gelince, sahih kitapların dışında fıkıhçılar Enes (r.a.)
hadisinden şunu naklettiler: Enes dedi ki: Ben Hz. Peygamberin arkasında namaz
kıldım; o selam verdiği zaman ayağa kalkardı. Hz. Ebu Bekir’in arkasında da
namaz kıldım; o selam verdiğinde sanki kızgın bir taş üzerindeymiş gibi
yerinden fırlardı.
İbn Yunus es-Sıkılli, ibn Vehb’den, o da Harice’den rivayet
ettiğine göre o, imamların selam verdikten sonra oturmalarını ayıplardı ve
şöyle derdi: imamlar aynı anda selam verirler ve ayağa kalkarlar. İbn Ömer
dedi ki: İmamın selam verdikten sonra yerinde oturması bidattir.
İbn Mes’ud (r.a.) şöyle dedi: İmamın kızgın bir taşın üzerinde
oturması kendisi için bundan daha hayırlıdır.
Fıkıhçılar selam verdikten sonra ayağa kalkmakta acele etmeyi
namazın faziletinden saydılar. Selamdan sonra orada oturmanın kibirlenmeye ve
cemaate tepeden bakmaya yol açabileceği yorumunu yaptılar.
ŞABAN AYI'NIN 15. GECESİ HAKKINDA
Şaban ayının on beşinci gecesini ibadetle geçirmenin aslı
konusunda et-Turtuşi'nin Ebu Muhammed el-Makdisi'den şöyle naklediyor. Ebu
Muhammed el-Makdisi der ki: Beytü'l-Makdis te biz Recep ve Şaban aylarında
kılınan bu nafile namazı bilmezdik. Bizde bu ilk defa 448 yılında ortaya
çıktı. Beytü'l-Makdis te İbn Ebi’l-Hamra diye tanınan bir adam bize geldi. Bu
adam güzel bir okuyucu idi. Gece kalktı ve Şaban’ın 15. gecesinde mescitte
namaz kıldı. Arkasına bir kişi daha tekbir alarak namaza durdu. Sonra o
ikisine, üçüncü ve dördüncü kişiler katıldı. Namazı tamamladığında arkasında
kalabalık bir cemaat vardı. Sonra ertesi yıl tekrar gedi. Yine büyük bir
kalabalık onunla namaz kıldı. Bu mescitte duyuldu, Mescidi Aksa’da ve
insanların evlerinde yaygınlaştı. Sonra bu sürekli hale geldi ve günümüze
kadar sanki bir sünnetmiş gibi devam etti. Turtuşi der ki: Ben Ebu Muhammed
el-Makdisi’ye dedim ki: Ben seni de cemaatle o namazı kılarken gördüm. O dedi
ki: Evet! Ben bundan dolayı Allah’a istiğfar ediyorum.
Biz diyoruz ki, bu uydurulmuş namazı kılmak için Şaban’ın 15.
gecesini uykusuz geçiren kimse sabaha ancak uyuklayarak girer veya büsbütün
tembelleşerek sabah namazını terk eder. Diğer bidatlerin durumu da böyledir.
Bu ilaveler ondan daha evla ve önemli olan şeylerin iptali veya terki sonucunu
doğurur. Hiçbir bidat yoktur ki, ondan daha hayırlı bir sünneti öldürmemiş
olsun.
SABAH
NAMAZINDAN SONRA KIRAAT İÇİN MUSHAF KONULMASI
Mescitlerde sabah namazından sonra kıraat için Mushafların
konulması bidattir. Malik der ki: Mushaf’ı ilk koyan kişi Haccac İbn
Yusuf’tur. Yani mescitte sabah namazından sonra Mushaf’tan kur’an okumayı ilk
defa tertip eden Haccac İbn Yusuf’tur. Velid Muhammed ibn Ahmed İbn Rüşd el-Kurtubi
der ki: Onun yaptığının benzeri günümüze kadar devam etti.
Bu bir bidattir. Yani mescide Mushaf konulmasını kasdediyorum.
Çünkü aslında Mescitte Kur’an okumak meşrudur ve amel edilen bir şeydir. Ancak
mescidin bu şekildeki bir kıraate tahsis edilmesi ( yani sabah namazı
sonrasının bu işe tahsis edilmesi ve bunun adet haline getirilmesi) bidattir.
MESCİDLERİ
VE MUSHAF’I SÜSLEMEK
Mekruh olan bidatlerin örneklerine gelince, mescidleri ve
Mushafları süslemek, Kur’an’ı Arapça lafızlarının anlamlarını değiştirecek
şekilde musiki ile okumak bu tür bidatlerden sayılmıştır.
Mescitte sabah ve ikindi namazına has olarak musafaha yapma
hakkında şer’i bir delil bulunmamaktadır.
Minareden dua yapmak, şiir ve kaside okumak bidattir. Çünkü
kendilerine uyulan selef zamanında böyle bir şey yoktu.
CENAZENİN
ÖNÜNDE YAPILAN CEHRİ ZİKİR
Cenazeyi takip ederken sessizlik içinde kalmak, tefekkür etmek,
düşünmek ve ibret almak sünnettir. Selef böyle yapardı. Onlara uymak
sünnettir, onlara muhalefet etmek ise bidattir.
İmam Malik şöyle demiştir: Bu ümmetin sonradan gelenleri hiçbir
zaman öncekilerden daha doğru bir yolda olmayacaklar.
İmam Şâtıbi –
el-İ’tisam – Bidatler Karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem
İmam Şatıbi – Bidatler Karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem s.194
(Kitap Dünyası Yayınları)
|
|
|