Dua etmek için kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de bir çok emir ve işaretler
vardır. Yüce Allah Mü'min Sûresinde şöyle buyuruyor:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ
"Bana dua edin
ki size karşılığını vereyim.."
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ
الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ
يَرْشُدُونَ (186)
"Ey Muhammed kullarım beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben şüphesiz onlara
yakınım, Benden isteyenin dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da
davetimi kabul edip bana inansınlar, doğru yolda yürüyenlerden olsunlar”
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ
فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
“Hüküm ancak Allah’ındır.Ben ona dayanır ona güvenirim.Tevekkül edenler ancak
ona güvensinler.”
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ
“Allah’a
güvenen kimseye o yeter”
وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّهِ مَنْ
لَايَسْتَجيبُ لَهُ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ
وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ
“Allah’ı
bırakıp ta kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan kimseyi çağı randan daha
sapık kimdir? Oysa ki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.”
قُلِ ادْعُوا الَّذينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِه فَلاَ يَمْلِكُونَ
كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ
وَلاَ تَحْويلًا
(56)
اُولئِكَ الَّذينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلى رَبِّهِمُ الْوَسيلَةَ اَيُّهُمْ
اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ اِنَّ
عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا
(57)
“Deki Allah’ın
dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım onlar sıkıntınızı ne gidermeye
nede bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.
Çağırdıkları bu şeylerde Rablerine hangisi daha yakın diye vesile
ararlar,rahmetini umar azabından korkarlar çünkü Rabbinin azabı cidden
korkunçtur.”
"Muhakkak ki
mescidler Allah'a mahsustur. Öyleyse Allah ile birlikte bir başkasına dua
etmeyin."
Allah Rasulü (s.a.v.) ibni
Abbas (r.a)’e şöyle buyurmuştur;
“İstediğin zaman Allah’tan iste
istiane (istimdat) ettiğin zaman Allah’tan istiane et”
Ali b. Huseyn hakkında şu anlatıldı:
“O bir adamın Peygamber (s.a.v.)’in kabri yanındaki bir boşluğa geldiğini gördü.
Adam oraya girmiş dua ediyormuş. Ali b. Huseyn onu çağırıp şunları söylemiş:
‘Ben sana babamdan duyuduğum, onunda dedem Resulullah
(s.a.v.)’den duyduğu bir hadisi aktarayım mı?
“Kabrimi bayram yerine; evlerinizi de kabirlere
çevirmeyin. Bana salat edin. Sizin salat ve selamınız nerede olsanız, bana
ulaşır.”
Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre, Resulullah
(s.a.v.): “Evlerinizi, kabirlere çevirmeyin. Benim kabrimi
de bayram yerine çevirmeyin. Bana salat getirin. Çünkü nerede olursanız,
salatınız bana ulaşır.” Buyurdu.
Aişe (r.anha)'dan rivayete göre:
"Peygamber (s.a) Bakie gider onlara (oradaki müslümanlara) dua ederdi. Aişe bu
durum hakkında ona sorunca onlara dua etmekle emrolundu diye cevap verdi."
"Rasûlullah (s.a)
Aişe'nin yanında gecelemesi gereken her gecede gecenin son bölümünde çıkar ve
şöyle derdi: es-Selamu
aleykum ey mü'minler topluluğunun yurdu [da bulunanlar]. Şüphesiz bizler de,
sizler de ve yarın vaadolunduklarınız da belli bir ecele kadar ertelenmişizdir.
Muhakkak bizler -inşaallah- size yetişeceğiz. Allah'ım Bakiu'l-Garkat'de
bulunanlara mağfiret buyur."
Bureyde'den
rivayet edilmiştir. O dedi ki: "Rasûlullah (s.a) kabristana çıktıklarında onlara
(neler söyleyeceklerini) öğretiyordu. O bakımdan onlardan birisi (kabir
ziyaretine gittiğinde) şöyle derdi:
Ey mü'minler ve müslümanlardan olan bu
diyarın ahalisi selam sizlere! Muhakkak bizler inşaallah [size] kavuşacağız. [Siz
bizden önce gittiniz, biz de arkanızdan geliyoruz.] Allah'tan bize de, size de
esenlik vermesini dileriz."
İslâm'da dilek ve istekler sadece Allah'a arz edilir. Allah'tan başkasına
sığınmak ve O'ndan gayrisinden mağfiret dilemek doğru değildir. Gerçek böyle
olmasına rağmen,duaya bir sürü bâtıl hareketler sokulmuştur.
Bazıları dua ederken sanki kavga ediyor gibi bağırıp çağırıyor. Kimisi dua
yapmak için türbelere, yatırlara koşuşturuyor. Kimisi de mezarlara elini yüzünü
sürmekte, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmektedir. Bir çeşit tapınma
hareketleri yapmaktadırlar.
Bu hareketlerin cümlesi yanlıştır ve batıldır. Dua etmek için kabir başına,
yatır taşına gitmeye gerek yoktur. Kabirde yatan mevtalar insanların dileklerini
yerine getiremezler. Dua eden kişi ile Allah arasında vasıta olamazlar. Çünkü
İslâm'da Allah'a sığınmak, O'na dua etmek için bir aracıya ihtiyaç yoktur. Kul,
vasıtasız Allah'a iltica eder. Bu itibarla bir kimse, "Falan yatıra gittim ona
dua ettim o mübarek zatın himmeti ile duam kabul oldu" derse bu şirktir ve caiz
değildir.
Kabirler; ölümü düşünmek, ahireti hatırlamak ve insanın hangi mevkide olursa
olsun bir gün gelip mezarda yatan gibi toprak olacağını görmek ve ibret almak
için ziyaret edilir. Bunun dışındaki davranışlar bidattir.
İnsanın yüce yaratıcıya karşı
yapmak zorunda olduğu kulluk görevlerinden biri de
dua’ dır. Sevgili Peygamberimizin bildirdiğine göre
"Dua bir ibadettir"
İnsanoğlu hangi tür inancı taşırsa taşısın, hiçbir zaman
dua etmek lüzumunu hissetmekten uzak kalmamıştır. Çünkü insanoğlu yaratılışı
gereği daima üstün bir kudrete bağlanmış, ona inanmış ve ondan yardım
dilemiştir. İşte dua, bu inanışın dile getiriliş biçimidir.Aslında dua, kelime
anlamı bakımından; Allah'tan yardım dileme anlamına "çağrıda bulunmak, davet
etmek", "yardım ve esenlik istemek" anlamlarına gelmektedir.
Muhammed Hamdi YAZIR dua'yı
şöyle tarif etmektedir.
"Dua; küçüğün büyükten, âcizin kâdirden hacet ve arzusunu
talep ve ricası demektir.
O halde dua ederken hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmadan vasıtasız olarak ancak
ona güvenip ve ondan bekleyerek boyun büküp istemelidir.Çünkü acize istemek
düşer. Kâdir’in ise vermek şanındandır.Şânı yüce Allah daha iyi bilir.
Musab Köylüoğlu
İbn Ebi Şeybe, II/83/2; Ebu Ya’la, Müsned, k.32/2
Ebu Davud, 2042; Ahmed, II/367 Hasen bir senedle.
Hadisi Ahmed (VI, 252)'de Buhari ve Müslim'in şartına göre sahih bir
senedle rivayet etmiştir. Bu manadaki bir hadis Müslim ve başkaları
tarafından başka bir yolla ve uzunca kaydedilmiştir.
Hadisi Müslim (III, 63), Nesai (I, 287), İbnu's-Sünni (585), Beyhaki (IV,
79), Ahmed (VI, 180)'de rivayet etmişlerdir. Ancak Ahmed'in rivayetinde
mağfiret için dua ifadesi yoktur. Fazlalık ona ve İbn es-Sünni'ye aittir.
Hadisi Müslim (III, 65), Nesai, İbn Mace (I, 469)'da rivayet etmişlerdir.
Aynı şekilde İbn Ebi Şeybe (IV, 138), İbnu's-Sünni (582), Beyhaki ve Ahmed
(V, 353, 359-360)'de rivayet etmişlerdir.
Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 360.
Hak Dini Kur'ân Dili, M.Hamdi Yazır, c. 3, s. 2194.
Ahkaf -5
sra 56-57
Cin 72/18