NİKAH TAZELEME VE TECDİD-İ İMAN |
2007-07-24 |
Nikah iki insan arasında şahitler huzurunda belli şartlara uyularak yapılan
bir akitleşmedir. Nikah sırasında iki şahidin bulunması yapılan akdi işitmesi
gerekir.
Nikah: Kabul, icap, mehir ve velisinin izni olarak özetlenen olayın tescili
ile teşekkül eder.
İslam, aile yuvasına önem verdiği gibi, bu yuvanın oluşumunu sağlayan nikah
bağına da saygı gösterilmesini ister. Her önüne gelenin boşamayı diline
dolamasını hoş görmeyen İslam, nikah üzerine yemin etmeyi de haram kılmıştır.
İmam nikahı diye bilinen nikah toplumumuzda yeterince anlaşılmadığından yada
nikahın ve boşanmanın şartları küçümsendiğinden evlilik müessesi sağlam
temeller üzerine inşa edilmemektedir. Resmi olan nikahta devlet tarafından
belli güvencelere bağlanmış olan evliliğin boşanma noktasında caydırıcı olması
verilen güvence ve cezalarla alakalıdır. Buna karşılık imam tarafından nikahı
kıyılan ancak herhangi bir resmi bağlantısı olmayan nikahlarda evlilik kolayca
bırakılabilen bir olgu haline gelmektedir. Yani Allah'ın (c.c.) huzurunda
verilen sözler unutulmaktadır.
Evlilikte boşanmada belli başlı şartların gerçekleşmesiyle meydana
gelebilmektedir. Nikah zamanla aşınan ve durduk yerde zarar gören bir şey
değildir ki; zaman zaman yenileme- tazeleme gereği duyulsun.
Hiçbir kimse kafasına göre kimseyi nikahlayamadığı gibi kafasına göre de
boşayamaz. Bunun için gerekli olan şartlara ihtiyaç vardır.
Eğer taraflar nikahı bozacak bir iş yaptıysa bu bir evlilik için iki defa
olur. Üçüncüsünde nikah bir daha dönmemek kaydıyla biter. Her Cuma gecesi
tazeleme eylemi ile bozulan nikahlar yenilenmiş olmaz.
Özellikle Türk İslam toplumları içerisinde ortaya çıkan bidatlerden bir tanesi
de camilerde Perşembe geceleri yatsı namazından sonra topluca yapılan Tecdid-i
iman ve nikah tazeleme bidatidir. Yatsı namazından sonra imam ile birlikte
cemaat toplu halde şu duayı okurlar;
Ya
Rabbi! Büluğa erdiğim andan bu ana gelinceye kadar, İslam düşmanlarına ve
bid'at ehline aldanarak, edindiğim yanlış, bozuk itikadlarıma ve bid'at, fısk
olan söylediklerime, dinlediklerime, gördüklerime ve işlediklerime pişman
oldum, bir daha böyle yanlışları yapmamaya azm, cezm ve kasd eyledim.
Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselam ve ahiri bizim Peygamberimiz Muhammed
aleyhisselamdır. Bu iki Peygambere ve ikisi arasında gelip geçmiş
Peygamberlerin hepsine iman ettim. Hepsi haktır. Bildirdikleri doğrudur.

(Amentü
billahi ve bi-ma cae min indillahi, alâ muradillahi, ve amentü bi-Resulillahi
ve bi-ma cae min indi Resulillahi alâ muradi Resulillah. Amentü billahi ve
Melaiketihi ve kütübihi ve Rüsülihi velyevmil-ahiri ve bilkaderi hayrihi ve
şerrihi minallahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü en la ilahe
illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühü)
Bunun arkasından nikah tazelemek için şu dua okunur:

"Allahümme
innî ürîdü en üceddide'l-îmâne ve'n-nikâha tecdîden bi-kavli lâ ilâhe
illâllah, Muhammedün Resûlüllah."
"Ey Rabbim, imanımı ve nikahımı, lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah
diyerek yeniliyorum. Benden imanıma aykırı düşecek ne kadar söz, hareket ve
fikir meydana gelmişse, hepsine tevbe istiğfar ediyor, pişmanlık duyup af
diliyorum. Beni affet, nikahımı da sabit kıl."
Peygamberimizin namazdan sonraki sünnetine bakıldığında yukarda geçtiği gibi
bir tesbihat onun sünneti içerisinde bulunmamaktadır. İhtiva ettiği dualar
ayrı ayrı peygamberimizden rivayet edilmiştir. Ancak bu haliyle, namazdan
sonra ve devamlı perşembe yatsı namazını müteakip olarak ne ashabı kiram ne de
seleften kimse bunu yapmamıştır.
Buhari’nin Ümmü Seleme’den rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) namazdan sonra
selam verince çok az bir süre beklerdi.
Müslim’in Hz. Aişe’den yaptığı rivayette ise şöyle geçer: Resulullah (s.a.v.)
selam verdikten sonra : “Allahumme ente’s-selâmu ve minke’s-selam tebârekte yâ
ze’l celâlive’l ikram” diyecek kadar otururdu.
Resulullah’dan sonra gelen imamların
yani halifelerin bu konudaki uygulamalarına gelince, sahih kitapların dışında
fıkıhçılar Enes (r.a.) hadisinden şunu naklettiler: Enes dedi ki: Ben Hz.
Peygamberin arkasında namaz kıldım; o selam verdiği zaman ayağa kalkardı. Hz.
Ebu Bekir’in arkasında da namaz kıldım; o selam verdiğinde sanki kızgın bir
taş üzerindeymiş gibi yerinden fırlardı.
İbn Yunus es-Sıkılli, ibn Vehb’den, o
da Harice’den rivayet ettiğine göre o, imamların selam verdikten sonra
oturmalarını ayıplardı ve şöyle derdi: imamlar aynı anda selam verirler ve
ayağa kalkarlar. İbn Ömer dedi ki: İmamın selam verdikten sonra yerinde
oturması bidattir.
İbn Mes’ud (r.a.) şöyle dedi: İmamın
kızgın bir taşın üzerinde oturması kendisi için bundan daha hayırlıdır.
Fıkıhçılar selam verdikten sonra ayağa
kalkmakta acele etmeyi namazın faziletinden saydılar. Selamdan sonra orada
oturmanın kibirlenmeye ve cemaate tepeden bakmaya yol açabileceği yorumunu
yaptılar.
[1]
Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabesinde namazdan sonra toplu tesbihat ile
yukarda geçtiği gibi Tecdid-i iman ve nikah tazeleme olayı görülmemiştir.
Bazıları bunun ne sakıncası olabilir insanlar haftada bir iman ve nikah
tazeleyip tevbe ediyorlar diyebilmektedir. Bizde onlara şunu soruyoruz?
Peygamberimiz ve Ashabı bunda hayır göremedi de siz mi daha iyi gördünüz? Eğer
onlar bunda hayır görselerdi emin olun ki sizden çok daha önce bunu
yaparlardı.
Ebu
Muhammed Musab Köylüoğlu
[1]
İmam Şatıbi – Bidatler Karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem
s.388-392 (Kitap Dünyası Yayınları)
|
|
|