ÖLÜ İÇİN TELKİN VERMEK
Cenaze kabre konduktan ve başında
Kur'an okuma da tamamlandıktan sonra, kalabalığın orayı terk etmesinden sonra
geride kalan bir kimsenin kabrin başında yüksek sesle ve ölüye hitaben iman
esaslarını hatırlatması, ölünün Münker ve Nekir meleklerine karşı vermekle
sorumlu olduğu cevaba yardım etmek işlemine telkin denir.
Telkin şöyle yapılmaktadır: Cenaze
defnedildikten sonra iyi hal sahibi bir kimse ölünün yüzüne karşı durur ve ona
ismiyle hitaben "Ey falan!" diye üç kez seslenir ve sonra şu duayı okur:
Bismillâhi ve
alâ milleti Resûlullahi, Allâhümme abdüke nezele bike ve ente hayra menzilin
bihi hallefet-dünya halfe zahrihî fec’al mâ gadime ileyhi hayran mim men hallefe
fe inneke gulte ve mâ indallâhi hayrul ebrar.
"Allah'ın adıyla ve Resûlullah'ın milleti üzre
(defn ediyoruz). Allah'ım, kulun sana vardı! Kendisine varılanların en hayırlısı
sensin! Dünyayı arkada bıraktı. Gideceği yeri daha hayırlı kıl. Zira sen şöyle
demişsin. 'Allah'ın katındaki, iyilik yapanlara dünyadan daha hayırlıdır."
Uzkur mâ haracte
aleyhi mined-dünya şehadeten en lâ ilâhe illallâh. Ve enne Muhammed’en
Resûlullah. Ve ennel cennete haggûn, Ven-nâre haggun, ve ennel ba’se haggun. Ve
ennes–sâate âtiyetün lâ raybe fîyhâ, Ve ennallâhe yeb’asü men fil gubur. Ve
enneke radiyte billâhi Rabben. Ve bil islâmi diynen, ve bi Muhammed’in
(s.a.v.)’e Nebiyyen, ve bil Kur’âni imâmen, ve bil ka’beti kıbleten, ve bil
mü’miniyne ihvânâ.
"Ey falan! Hayatta iken üzerinde
olduğun, benimsediğin şu hususları unutmayasın: Allah'tan başka Tanrı yoktur ve
Muhammed O'nun elçisidir. Cennet ve cehennem gerçektir, yeniden diriliş vardır,
kıyamet saati kuşkusuz gelecektir. Allah kabirde yatanları yeniden
diriltecektir. Yine unutma ki, sen Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı,
peygamber olarak Muhammed'i, imam olarak Kur'an'ı, kıble olarak Kâbe'yi ve
kardeş olarak müminleri seçmiş ve bununla mutlu olmuştun.”
Üç defa : Yâ Ahmed ibn-i Ayşe, Gul
lâ ilâhe İllallâhu.
“Ey Ayşe’nin oğlu Ahmed deki;
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.”
Üç defa : Gul
Rabbiyallâhu lâ ilâhe illâ hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbul arşil aziym.
“Deki: Rabbim olan Allah'tan başka
Tanrı yoktur, ben ona dayandım, büyük arşın Rabbi de O'dur."
Gul
Rabbiyallâhü ve diyniyel islâmi ve Nebiyi Muhammed’ün
Rabbi lâ tezerhü ferden ve ente hayr’ul – vârisîyn.
“Rabbim Allah, dinim İslâm,
peygamberim Muhammed'dir. Ey Rabbim, sen onu tek başına bırakma, vârislerin en
hayırlısı sensin.”
Bu mesele peygamberimiz tarafından
yapılmış bir sünnet olmamasına ve bu hususta açık ve sahih bir rivayet
bulunmamasına rağmen âlimler arasında ihtilaf konusu olmuştur. İmam Ahmed b.
Hanbel ve İmam Şafii müstehab olarak görürken, İmam Malik tarafından mekruh ve
İmam Ebu Hanife için de yapılmasında ya da yapılmasında sakınca görülmeyen bir
davranış olarak görülmüştür.
Yapılmasını müstehab kabul eden mezhep
imamlarına göre Peygamberimizin "Ölülerinize `lâ ilâhe illallah' telkin ediniz"
hadisine istinaden ölüler için telkin yapmanın caiz ve müstehap olduğunu
söylemişlerdir. Karşı görüşte olan âlimlere göre ise buradaki “Ölülerinize”
kelimesinden kastın ölmek üzere olanlar olduğu belirtilmektedir.
Peygamberimizin (s.a.v.) cenaze
defninden sonra hemen dönmez, bir müddet mezarı başında bekler ve cemaate şöyle
derdi: “Kardeşiniz için yüce Allah'tan mağfiret isteyiniz ve kendisine
sükûnet vermesini dileyiniz. O şimdi sorguya çekilmektedir.” (Ebû Dâvud, "Cenâiz",
3221)
îbn Ömer'den
(r.a.) demiştir ki: Ölü mezara konurken Peygamber (s.a.v.) "Bismillahi ve ala
sünnet-i Rasûlillahi = Ey ölü, seni Allah'ın adıyla (bu kabre indiriyoruz),
Rasûlullah'ın yolu ve dini üzere (seni teslim ediyoruz)" diye dua edermiş.
(Sünen-i Ebu Davud-Cenaze-3213)
Kuran ayetlerinde nasıl ki bir ayet
başka bir ayeti tahsis edip, açıklıyorsa aslında hadislere de bu şekilde bir
bütün olarak bakılmalı ve sonuç çıkarılmalıdır. Hadiste geçen ölülerinizden
kastın aslında ölmek üzere olanlar olduğunu şu rivayetlere bütünüyle bakmakla
anlamak mümkün olmaktadır: Yahya b. Umare dedi ki: Ben Ebû Said el-Hudri'yi
Rasûlullah (s.a.v.) "Ölülerinize La ilahe illallah (sözünü) telkin ediniz."
buyurdu, derken işittim. (Sünen-i Ebu Davud-Cenaze-3117)
Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyururdu: "Her kim
Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığını bilerek ölürse cennete girer." Bir
başka hadiste de şöyle buyurulmaktadır: "Her kim Allah'a hiçbir şeyi ortak
koşmaksızın ölürse, cennete girer." Müslim
"Ölülerinize; 'Lâ İlâhe illâllah'ı telkin edin. Çünkü ölüm
halinde onu söyleyen bir mü'mini bu kelime, Cehennemden kurtarır." "Son sözü Lâ
ilâhe illâllah olan kimse Cennete girer." (Müslim,
Cenâiz 1, 2; Ebû Dâvud, Cenâiz 16).
Muaz b. Cebelden
rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Son sözü la
ilahe illallah olan kimse cennete girmeyi hak etmiştir." Sünen-i Ebu Davud-Cenaze-3116
Bu rivayetleri aşağıdaki rivayetlerle birlikte incelediğimizde
telkinin kimler için yapılabileceği ortaya çıkıyor. Ölmeden önce son sözün la
ilahe illallah olmasının önemi anlatılıyor. Ve daha
sonrada ölmek üzere olanların son sözünün la ilahe illallah olması için ölüm
sarhoşluğunda onlara telkin edilerek yardım edilmesi tavsiye ediliyor.
Ebû Kâmil-i
Cahderi Fudayl b. Hüseyin ile Osman b. Ebî Şeybe hep birden Bişr'den rivayet
ettiler. Ebû Kâmil dedi ki: Bize Bişrü'bnü'l Mufaddâl rivayet etti. (Dedi ki):
Bize Umâratü'bnü Gaziyye rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Umara rivayet
etti. Dedi ki: Ebû Said-i Hudri'yi şöyle derken işittim: Resûlüllah (s.a.v.)
“Ölenlerinize Allah’tan başka ilâh yoktur, sözünü telkin edin.”
buyurdular. (Müslim-Cenaze-916, Tirmizi-Cenaze- 976)
Bize Ebû Şeybe'nin oğulları Ebû Bekir
ile Osman rivayet ettiler. Bana Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. Bunlar hep birden
dediler ki: Bize Ebû Hâlid-i Ahmar, Yezîd b. Keysân'dan, o da Ebû Hâzim'den, o
da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah
(s.a.v.) “Ölenlerinize: Allah’tan başka ilâh yoktur, demelerini telkin edin.”
buyurdular. (Müslim-Cenaze- 917)
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Hastanın ya da ölenin yanında bulunduğunuz vakit hayır
söyleyiniz. Çünkü şüphesiz melekler sizin söylediklerinize âmin derler."
(Müslim, Sünen-i Ebu Davud-Cenaze-3115)
Enes (r.a.)'ın rivayet ettiği şu hadistir: "Rasûlullah
(s.a.v.) ensardan hasta bir adamı ziyaret etti. Ona dayıcığım dedi. La ilahe
illallah de. Adam ona ben dayımı, amcamı olurum dedi. Peygamber hayır dayı diye
buyurdu. Adam: La ilahe ilallah demek benim için hayırlı bir şey midir?
Peygamber (s.a.v.): Evet diye buyurdu." İmam Ahmed (III, 152-154, 268)
Müseyyeb
İbn-i Hazn
(r.a.)’den şöyle
dediği rivayet edilmiştir: Ebû Tâlib`e ölüm (alâmetleri) geldiği sırada ona,
Resûlullâh (s.a.v.) geldi. Ve amcasının yanında Ebû Cehl İbn-i Hişâm ile
Abdullah İbn-i Ebî Ümeyye`yi buldu. Resûlullâh (s.a.v.) Ebû Tâlib`e: "Ey
ammi! (Lâ ilâhe illâllâh) de, nezd-i Bârî`de kendisiyle sana şehâdet ve şefâat
edebileceğim (bu mübârek) kelimeyi söyle!" buyurdu. Ebû Cehil ve Abdullah İbn-i
Ebî Ümeyye: Ey Ebû Tâlib! Abdülmuttalib milletinden yüz mü çevireceksin? Diye
men ettiler. Resûl-i Ekrem amcasına bu kelime-i tevhîdi arza devâm ediyordu. Bu
ikisi de mütemadiyen o sözlerini tekrar eyliyorlardı. Nihayet Ebû Tâlib bunlara
söylediği son söz olarak: "O, (yani ben) Abdülmuttalib milleti üzredir" dedi ve
"Lâ ilâhe illâllâh" demekten çekindi. Resûlullâh (s.a.v.): "İyi bil amcacığım!
Yemîn ederim ki ben, hakkında mağfiret dilemekten nehy olunmadıkça herhalde
Allâh’u Teâlâ`dan senin için af ve mağfiret dilerim!" dedi. (Buhari
–Cenaze-665)
Enes b. Malik (r.a.)’den rivayete
göre; (Abdü`l-Kuddüs) adlı bir Yahûdî çocuğu vardı. Nebî (s.a.v.)`e hizmet
ederdi. (Bir ara) çocuk hastalandı. Nebî aleyhi`s-selâm bunu iyâdeye geldi. Ve
başucunda oturdu. Ve çocuğa: "Müslüman ol!" buyurdu. Çocuk (yanında bulunan)
babası (nın yüzü) ne baktı. Babası oğluna: ‘Ebü`l-Kâsım (s.a.v.)`ın emrini kabûl
et!’ dedi. Abdü`l-Kuddüs de hemen: - (Eşhedü en lâ ilâhe illâ`llâh ve eşhedü
enne Muhammeden resûlullâh) deyip Müslüman oldu. Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)
hastanın yanından çıkarken: ‘Şu çocuğu Cehennem ateşinden halâs eden Cenâb-ı
Hakk`a hamd ü senâlar olsun.’ diyordu.” (Buhari-Cenaze-663)
Cenab-ı Hak (c.c.) buyuruyor ki:
“Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz ki Allah, dilediğine işittirir. Sen,
kabirlerdekine işittiremezsin.” Fatır 35/22
“İbnu'l-Cevzî bu ayetin tefsirinde şöyle der: Yüce Allah,
"kabirdekiler" ile kâfirleri kastetti ve onları ölülere benzetti" yani,
kabirlerde olanlar, Allah'ın kitabını işitemeyecekleri ve Onun öğütlerinden
yararlanamayacakları gibi, kalbi ölü olan kimse de, işittiğinden faydalanamaz.”
(Savfetü’t Tefasir /Fatır suresi. 22. Ayetin tefsiri)
Ayet üzerinde dikkatle düşünüldüğünde kabirde bulunanların
öğütlerden yararlanamayacakları üzerine de vurgu yapılıyor. O halde nasıl onlara
öğüt verilebilir ve hatırlatma yapılabilir.
Sağ iken öğüt almayan, hidayete talip olmayan ve ömrünü boş işler
peşinde geçiren birisi ölüm vaki olup da perdeler açılınca ve imtihan süreci
sona erince mi aklı başına gelip öğüt alacak? O zaman zaten olayın dehşetiyle
her şeyin farkına varacak varsa bir bilgisi kimsenin hatırlatmasına gerek
kalmadan cevabını verecektir. Hiçbir bilgisi yoksa Allah’tan uzak bir hayat
yaşamış ise, Allah’ı unutmuş, Rasulünü unutmuş ve Allah’ın kitabını arkasına
atmışsa istediğiniz kadar telkinde bulunun bir faydası olmaz.
“Onlar, kendilerine meleklerin
gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin
gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün,
daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı
yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."
En’am 6/158
Bu ayet kâfirlerden ve onların iman etmek için Allah’ı ve
melekleri görmek istemelerinden ve Allah’ın ayetlerini açıkça görmeleriyle iman
etmelerinin artık bir şey ifade etmeyeceğinden bahsediyor. Ama bu ayette dikkat
edilmesi gereken bir hususta şudur: Münker ve Nekir melekleri geldiği zaman
Allah’ın ayetlerini ve dünya hayatından ayrılarak gaip olan ahiret hayatına
geçişle birlikte gerçekleri kesin bir şekilde gören kişi için de aynı şey söz
konusu olmaktadır. Yani o saatten sonraki hatırlatma bir işe yaramaz. Yani
ölüler işitse de işitmese de öğüt alıp, amel etme süreci sona ermiştir.
Enes b. Malik (r.a.)’den Nebî
(s.a.v.)`in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “(Mü`min) kul, kabrine
konulup onun ashâb ve yârânı geri dönüp gittiklerinde -ki meyyit, bunlar
yürürken ayakkabılarının sesini bile muhakkak işitir- ona (Münker ve Nekîr adlı)
iki melek gelir. Bunlar meyyiti oturturlar. Ve ona: Hâ! Şu Muhammed (s.a.v.)
denilen kimse hakkında (ki kanaatin nedir?) Ne dersin? Diye sorarlar. O mü`min
de: Samîmî bildiğim ve size de bildirmek istediğim şudur ki, Muhammed (s.a.v.)
Allâh`ın kulu, ve Allâh`ın Resûlü`dür, diye cevap verir. Bunun üzerine melekler
tarafından: Ey mü`min! Cehennem`deki yerine bak, Allâhu Teâlâ bu azâb yerini
senin için cennet`ten (yüce) bir makama tebdîl eyledi, denilir. Nebî (s.a.v.):
"O mü`min, cehennem ve cennet`teki iki makâmını birden görür" buyurmuştur. Fakat
kâfir veyahut münâfık olan meyyit (meleklerin bu suâline karşı): ‘Muhammed
hakkında bir şey bilmiyorum. Halkın ona (peygamber) dedikleri bir sözü (işitir),
ben de halka uyup söylerdim’, diye cevap verir. Bu iki melek tarafından bu kâfir
veya münafığa: ‘Hay sen anlamaz ve uymaz olaydın!’ denilir, sonra bu kâfir veya
münafığın iki kulağı arasına demirden bir topuzla vurulur. O topuzu yiyince
kâfir veya münâfık şiddetli sayha ile bir bağırır ki, bu feryâdı ins ve cinden
başka bu ölüye yakın olan her şey işitir.” (Buhari-Cenaze- Hadis no:658)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle
demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden
biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir
onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler: Bu
Muhammed denilen adam hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini
aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Ben şehâdet ederim ki
Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir. O iki
melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş
arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada
denilir. O kimse bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o
iki melek; gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en
çok sevdiği kimse uyandırır derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye
kadar rahat rahat uyur.
O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed (s.a.v.) hakkında
sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle
söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun üzerine o iki
melek; senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre, sıkıştır onu
denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah
onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam eder.”
(Tirmizi-Cenaiz:70, Nesâî, Cenaiz: 114; Buhârî, Cenaiz: 86)
Şayet ölen kişi kulluğunu ortaya koyan ve ihlâslı amellerle
yaşamış birisi ise zaten bir telkine ihtiyacı olmayacaktır. Çünkü böyle
mü’minler için hiçbir korkunun olmayacağı ayetlerle bildirilmektedir.
Peygamberimiz (s.a.v.) bunu şöyle haber veriyor:
"Bu ümmet kabirlerinde imtihan edilecek. İnsan defnedilip arkadaşları ondan
ayrılınca, elinde topuzla bir melek gelerek onu oturtur ve; "Bu adam (Rasûlullah
hakkında ne dersin "? diye sorar. Kişi mü'min ise; "Allah'tan başka ilâh
olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in, Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet
ederim" diye cevap verir. Melek de ona; "Doğru söyledin" der..."
(Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 3, 40).
Kâfir ve münafık ise yukarıdaki hadiste de geçtiği üzere suallere
cevap veremeyecektir.
Rivayete göre Taberanî "Kebir" de ve ibn-i Ebû Mende,
Ebû Umâme (r.a.)'den o da Resûlullah (s.a.v.)'den rivâyet ettiklerine göre O
(s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Kardeşlerimizden biri ölüp üstünü toprakla
kapatırsanız sizden biri kabrin baş ucunda durarak: Ey filan ibn-i filan! Desin,
çünkü ölü muhakkak işitir, yalnız cevap veremez. Sonra yine, ey filan ibn-i
filan desin. Çünkü o zaman kabrinde oturur. Bir daha ey filan ibn-i filan desin.
O da o zaman, "beni irşad edin, Allah'ın
rahmetine kavuşasınız", der. Ama siz onun böyle demesini fark edemezsiniz. Sonra
şöyle desin:
"Dünyaca sahip olduğun inancını
hatırla, Allah'tan başka ilâhın olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Resûlü
olduğuna şehadet et. Zaten sen Allah'ın Rab olduğuna, İslâm'ın din olduğuna,
Muhammed'in peygamber olduğuna, Kur'ân'ın imam olduğuna razı olmuştun." İşte o
zaman Münker ve Nekir melekleri ondan uzaklaşarak "kendisine deliller telkin
edilenin yanında oturmaya hacet yoktur" derler. Allah, o iki meleğe karşı ölünün
savunucusu olur. (İmam Celâleddin Es-Süyûtî,
Kabir Âlemi, s. 190-191)
Bu rivayete göre kendisine telkin verilmeyen kişinin hücceti
olmayacak ve suallere cevap veremeyecek. İrşad edilme ise sağ iken olabilecek
bir şeydir. Öldükten sonra irşad etme olsaydı o zaman gerçeklerle yüz yüze gelen
herkesi kolayca iman ettirmek mümkün olurdu. Şayet böyle bir irşad olsa neden
peygamberimiz ölmek üzere olan insanlara Kelime-i tevhidi söylettirebilmek için
çaba harcamazdı.
Osman b. Affan'dan (r.a.) demiştir ki: Peygamber (s.a.v.)
cenazeyi defnetme işini bitirince, (cenazenin kabrinin) başında durup:
"Kardeşiniz için (Allah’tan) af dileyiniz. Onun için (kabir sualine cevap
vermekte) muvaffakiyet isteyiniz. Çünkü o, şu anda sorguya çekiliyor."
buyurdu. (Ebu Davud-Cenazeler-3221)
Bu rivayete göre Resulullah (s.a.v.) telkinde bulunmayı değil,
kabirde bulunan için dua etmeyi tavsiye ediyor. Telkin ile yapılan hatırlatma
tıpkı sınavda sorulara cevap vermekte zorlanan birisine iyi bilen birisinin
kopya vermesi gibi bir şey olmaktadır. O zaman sorgu melekleri kopyacıya kızan
öğretmen gibi telkinde bulunanlara neden yardımcı oluyorsunuz bu adam
dünyadayken öğüt almadı Allah’ın ayetlerini dikkate almadı, Rabbini tanımadı ve
emirlerine uymadı ama siz ona yardım ediyorsunuz diye kızsa yeridir. Bu durum
imtihanı bitirmiş sınav kağıdı teslim edilmiş birisine yardım etmeye çalışmak
gibi bir şey olmaktadır. Yani imtihan bitmiş siz hala ona yardımcı olmaya
çalışıyorsunuz.
Şayet telkin ile ölenlerin kelime-i şehadeti söyleme ve sorulan
suallere cevap verme imkânı olsaydı o zaman gerçeklerle yüz yüze gelen kâfirlere
bile Müslüman olmaları telkin edilerek bu yaptırılabilirdi.
Allah (c.c.) Müminlerin özelliklerini sayarken onların gaibe iman
ettiklerinden bahsediyor. Ölünce perdeler açılacak ve gaip olan bilgiler, ölen
kişi için ortaya çıkmış olunca söylenen kelime-i şehadetin ne manası olacaktır.
Önemli olan görmediği halde iman etmek, kulluğunu ortaya koymak ve salih ameller
işlemektir.
Allah (c.c.) buyuruyor ki: "O (Allah),
hanginizin daha
güzel amel işleyeceğini
denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok
bağışlayandır." (Mülk: 67/2)
“Kendisine iyilik ve kötülük yapabilme kudreti verilen insanın
yaradılışı maksatsız değildir, bilakis Allah onu imtihan etmek maksadıyla
yaratmıştır. Bu hayat insana verilmiş bir imtihan süresidir ve ölüm bu sürenin
sona ermesi demektir. Üçüncüsü, Yaratıcı'nın bu süreyi (fırsatı) insana
vermesinin nedeni, onun iyi mi, kötü mü olduğu dünyada fiilen ispatlansın
diyedir.” (Mevdudi-Tefmu’l Kuran)
“O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha
iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.”
Hud 11/7
Dünya insanın kendisine verilen imkan dahilinde iyi yada kötü ne
yapacağının belirlenebileceği bir yerdir. Bura çalışma ve gayret gösterme yeri
ahiret ise yapılanların karşılığının verileceği yeridir.
Peygamberimiz (s.a.v.) ölen birsinin defninden sonra kabri
başında yukarda geçtiği gibi bir telkinde bulunmamıştır. Telkin
yapılabileceğine dair görüş sahiplerinin dayandığı deliller ise tevil sonucunda
elde edilen ya da zayıf delillerdir. Oysa bu konuda gelen rivayetlerin bütününe
bakıldığında ölenler için değil ölmek üzere olanlar için telkin yapılabileceği,
kabire konulan için de dua edilebileceği açık bir şekilde anlaşılmaktadır.
Ebu Muhammed Mus'ab KÖYLÜOĞLU