ZİKİR: Anmak, hatırlamak, yâd etmek
manâlarına gelir. Allah’ın ad ve unvanlarının teker, teker veya birkaçının bir
arada tekrar edilmesinden ibarettir. Zikir, Allah’ı münferiden yani bireysel
olarak veya topluca anma şeklinde edâ edilir.
Cenabı
Hak (c.c.) Kuran’da bir çok ayette kullarından kendisini zikretmelerini ve
tefekkür etmelerini istemektedir.
Al-i
İmran suresi 191. ayette şöyle buyruluyor:
اَلَّذينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلى جُنُوبِهِمْ
وَيَتَفَكَّرُونَ فى خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ
رَبَّنَا مَاخَلَقْتَ هذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Onlar ki, ayakta iken de, otururken de ve yanları
üzerine yatarlarken de Allah Teâlâ'yı zikrederler ve göklerin ve yerin
yaradılışı hakkında tefekkürde bulunurlar. İşte onlar şöylece tespih ve duada
bulunur dururlar. Ey Rabbimiz!. Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen yücesin,
artık bizleri ateş azabından koru...
رِجَالٌ لَاتُلْهيهِمْ تِجَارَةٌ وَلاَ
بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّهِ وَاِقَامِ الصَّلوةِ وَايتَاءِ الزَّكوةِ يَخَافُونَ
يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فيهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُ
"Birçok erler ki, onları ne bir ticaret ve ne de bir
alım satım Allah Teâlâ'nın zikrinden ve namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı
vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin muzdarip olacağı bir günden
korkarlar."
اَلَّذينَ امَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّهِ اَلاَ
بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
"Onlar o zatlardır ki, Allah'ın zikriyle kalpleri
mutmâin olduğu halde imân etmişlerdir. Haberiniz olsun ki, Allah'ın zikriyle
kalpler mutmâin olur."
وَمَنْ
أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ أَعْمَى
“Ve her kim benim zikrimden kaçınırsa artık
şüphe yok ki, onun için pek dar bir geçim vardır ve onu kıyamet gününde kör
olarak haşrederiz.” Taha 20/124
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيراً
"Der ki:
Yarabbi!.Ne için beni kör olarak haşrettin ve halbuki, ben görücü idim." Taha
20/125
قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى
"Allah
Teâlâ da- buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi, ama sen onları
unutuverdin. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun." Taha 20/126
فَاذْكُرُونِي
أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ
"Artık
beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim. Ve bana şükrediniz, bana nankörlükte
bulunmayınız." Bakara 2/152
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ
وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
"Ey iman
edenler!. Sizi mallarınız ve evlâdınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın ve her
kim, öyle yaparsa, işte hüsrâna uğramış olanlar onlardır." Munafıkun 63/9
وَاذْكُرْ
رَبَّكَ فى نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ
بِالْغُدُوِّ وَالْاصَالِ وَلاَ
تَكُنْ مِنَ الْغَافِلينَ
"Ve Rab'bini içinden yalvararak, korkarak ve yüksek
olmayan bir sesle sabahları ve akşamları zikret ve gâfillerden olma."
Enfal suresi 45. ayette
وَاذْكُرُوا اللّهَ كَثيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“….Allah’ı çokça zikredin ki, felaha
eresiniz”
Buyuruluyor.
Peygamberimiz (s.a.v.)’de zikir hakkında şöyle buyuruyor;
Hz.
Muâz İbnu Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Kul,
kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli
işlememiştir."
Ebu
Hureyre (r.a.)’den rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her kim sabah akşam yüz defa ‘Sübühanallahi ve bi
Hamdihi..’ diyerek Allah’ı tespih ve tahmid ederse, kıyamet gününde hiçbir kimse
bu adamın (söylediği) bu mübarek zikirlerden daha faziletlisi ile gelemez. Meğer
ki, o kimse onun söylediği tespih ve tahmidin bir mislini veya daha fazlasını
söylemiş olsun.”
Yine Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Rasulullah
(s.a.v.) “Muferridun ilerlediler” buyurdu. Ashab: “Müferridun nasıl
adamlardır?” diye sordular.
“Allah’ı çok zikreden erkeklerle kadınlardır.”
Buyurdu.
Cabir (r.a.)’den Resulullah’tan işittim, buyurdu ki:
“Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe İllallah kelime-i tevhididir.”
Ebu
Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre: Hz. Peygamber
(a.s.) şöyle buyurdu: "Allah Teala'nın yeryüzünde seyahat eden bir takım
melekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah'ın
zikredildiği bir meclis bulduklarında onlarla beraber otururlar ve birbirlerini
kanatları ile kuşatırlar. Ta ki onlarla sema arasındaki mesafeyi doldururlar.
Cemaat dağıldığında, yükselip semaya çıktıkları zaman Aziz ve Celil olan Allah
onları pek iyi bildiği halde meleklere: "Sizler nereden geldiniz?" diye sorar.
Melekler: Biz yeryüzünde senin bir takım kullarının yanından geldik ki onlar
seni tesbih ediyorlar, seni tekbir ediyorlar, tehlilde bulunuyorlar, sana hamd
ediyorlar ve senden istiyorlar derler. Allah: Benden ne istiyorlar? buyurur.
Melekler: Senden Cennetini istiyorlar derler. Allah: Onlar benim Cennetimi
görmüşler mi? buyurur. Melekler: Hayır, Rabbimiz! Eğer onlar Cennetimi görmüş
olsalardı nasıl olurdu? buyurur. Melekler: Senden eman dilerler, derler. Benden
niçin eman diliyorlar? diye sorar. Senin Cehenneminden Ya Rabbi! diye cevap
verirler. Onlar benim Cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır, cevabını verirler.
Acaba Cehennemimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senin mağfiretini talep
etmektedir derler. Bunun üzerine Allah: Ben onlara mağfiret eyledim. Onlara
bütün istediklerini ihsan ettim ve eman istedikleri şeyden de kendilerine eman
verdim buyurur. Melekler: Ya Rabbi! O zikredenlerin içinde günahı çok olan filan
kimse de vardı. Sadece oradan geçiyordu da onlarla beraber oturuvermiştir
derler. Allah: Ben onu da mağfiret ettim. O cemaat öyle kemal sahibi kimselerdir
ki onlarla beraber oturan kimseler şaki olamaz! buyurur." Sahihi
Müslim (Arapça) 4854
Ebu Hureyre'nin (r.a.)
haber
verdiğine göre:
Allah Resulü
(a.s.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Aziz ve Celil Allah şöyle buyurur: Ben
kulumun beni zannettiği gibiyim. Kulum beni anarken ben muhakkak onunla beraber
bulunurum. Eğer o beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu gönlümde
zikrederim. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de onu o cemaatten
daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben
ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç
yaklaşırım. o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım."
Sahihi Müslim (Arapça) 4832
Bütün
bu ayet ve hadisler zikrin ehemmiyetini izah etmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.)
her davranışında oturmasında kalkmasında, uyumasında, yemesinde, içmesinde,
tuvalet ve banyosunda kısaca hayatın her anında yaptığı zikirleri bize
yaşayarak öğretmiştir. ve bu konuda müminlerin en güzel örneğidir. Onun 24 saat
içerisinde yapmış olduğu bütün zikirler iman eden bir mümin için en güzel ve
yeterli zikirlerdir.
Zikir
sadece tespih ve sayısal zikirlerden ibaret zannedilmemelidir. Allah (c.c.)
ayetlerde kurandan da zikir diye bahsetmektedir. Zikrin sadece sayısal tespih ve
belli zikirlerin topluca yada münferiden yapılması şeklinde algılanması
nedeniyle Allah’ın zikir diye bahsettiği kuran anlaşılması gereken halinden
uzaklaşmıştır. Bazı guruplarda zikir yapmak olmazsa olmaz meselelerden
sayılırken Allah’ın zikir diye bahsettiği kuranın öğretilmesi ve okunması bu
derece yer etmemiştir. Hal bu ki asıl zikir kuran’ın anlaşılması ve onun
hükümlerinin akledilerek hayatımızın her alanında yer almasıyla olacaktır.
Sahabenin hayatına baktığımızda namazdan sonra yapılan sayısal tesbihatın
dışında onlardan sayısal ve belli zamanlarda yapılan zikirleri değil Kuran’ın
çokça okunmasını ve onunla amel edilmesini görüyoruz.
Kurandan zikir diye bahsedilen Enbiya suresi 50. ayette şöyle buyuruyor:
وَهَذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ
أَنزَلْنَاهُ أَفَأَنتُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
“Ve
işte bu bir mübarek zikirdir ki, onu biz indirdik. Şimdi onu inkar mı
ediyorsunuz?” Enbiya 21/50
وَقَالُواْ يَا أَيُّهَا
الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
“Ve
dediler ki: Ey üzerine zikir indirilmiş olan Şüphe yok sen elbette bir
mecnunsun.” Hicr 15/6
Başka
bir açıdan bakıldığında Kuran’ı bütünüyle anlamadan ve öğrenmeden ve onunla amel
etmeden bir köşeye geçip bir de uydurdukları şekliyle zikir yaptıklarını
zannedenler bu dini anlayamamış kişilerdir.
Ayrıca
zikri şöyle de izah edebiliriz: Allah’ın anıldığı ve onun dininin öğretildiği,
onun sohbetinin yapıldığı bir ilim meclisi Allah’ın zikredildiği bir yerdir. Bu
meclislerde insanlar kuranı öğreniyorsa, fıkhı öğreniyorsa yani Rabbinin
şeraitini öğreniyorsa O’nu anıp, zikretmiş olmuyor mu? Örneğin kendisine zina
teklif eden birisine Allah korkusu nedeniyle ben Allah’tan korkarım diyerek bir
insanın zinadan kendisini çekmesi Rabbini hatırlamak değil midir? Bir esnafın
müşterisine verdiği bir malı tartarken Allah korkusu nedeniyle terazinin
kefesini müşteriden yana doldurması da Rabbini hatırlamak değil midir? Gözlerini
harama bakmaktan çeviren, kul hakkının geçmemesi için kimsenin olmadığı bir
yerde sadece Allah’tan korkması nedeniyle insanların hakkını adaletli bir
şekilde gözeten kimse de Rabbini hatırlamış ve onun emrini yerine getirerek
zikretmiş olmuyor mu? Bu verdiğimiz örnekler ve buna benzer bir çok örneğini
verebileceğimiz şeyleri yapmayıp yani buralarda Allah’ı unutanlar, ellerinde
tespihle bol bol Allah’u ekber diyerek sadece kendilerini kandırırlar. Çünkü
hayatın bir çok alanında Allah’ın emrine uymayıp onu büyüklemeyenler, onun
emrini küçük görerek arkalarına atanlar Allah en büyüktür diye zikir çekseler
bile bu kuru bir sözden ibaret olacaktır. Yani tevhidi hayatına yerleştirmemiş
olanlar, hayatında Allah’tan başka her kesin hüküm koyduğu insanlar yerlerinden
hiç kalkmadan günlerce kelime-i tevhid zikrini çekseler bile bu onların
yorgunluğundan başka bir işe yaramayacaktır. Çünkü bu dinin temeli tevhid
üzerine kurulmuştur.
Bakara suresi 152. ayette şöyle buyruluyor:
فَاذْكُرُونِي
أَذْكُرْكُمْ "Beni
zikredin ki bende sizi zikredeyim” Yani siz emirlerimi yerine getirme,
haramlardan sakınma hususunda beni hatırlarsanız ben de dünyada ve ahirette
size yardım eder, mağfiret eder ve sizi hoşnut olacağınız bir yere getiririm.
Ama siz beni haramlardan sakınma hususunda hatırlamazsanız dolayısıyla
zikretmezseniz dünyada ve ahirette de ben sizi zikretmem ve ortada bırakırım.
Peygamberimiz (s.a.v.) üzerinde emri olmayan işin reddolunacağını ve din adına
yapılan her yeniliğin bidat olduğunu ve her bidat’inde sapıklık olduğunu
söylediği halde, dine bir şeyler sokmaya çalışanlar zikir konusunda da
yenilikler icat ettiler. Zikir şüphesiz haktır. Ancak zikri yanlış anlayıp, onu
sadece tesbihat olarak görmek, zikri olması gerekenden farklı anlamak ve onun
yapılış şeklini peygamberin zikir’i dışındaki şekillere sokmak bidattir.
Günümüzde zikir şekli bazı gurup ve cemaatler içerisinde Peygamberimizin
emretmediği şekillerde tezahür etmektedir. Örneğin bazıları dönerek Allah’ı
zikretmekte, bazıları tuhaf refleksler ve sesler çıkararak zikretmekte ve
bazıları da zikri kendilerince belirledikleri sayısal bir düzene sokarak çeşitli
terbiye metotları uygulamaktadırlar. Bu sonradan çıkma bidat olan zikir
şekillerini maddeler halinde inceleyelim.
1-
Semazenlerin yapmış olduğu dönerek
yapılan zikir şekli ne Peygamberimizde, ne Ashabında, ne tabiinde, nede sonraki
dönemlerde görülmemiştir. Tâki Mevlana Celaleddini Rumi’ye kadar. Bu zikir
şeklinin İslam’a bulaştırılması karşısında dini yanlış anlayan alimler
tarafından karşı çıkmayı bırakın bu yetmiyor gibi bir de övülmesi içine düşülen
içler acısı tahrifatın daha sonraki yıllarda daha da artmasına neden olmuştur.
Bidat ehli bu bidatleri ortaya koyarken hep güzel bir bidat olduğunu savunmuşlar
ve ehl-i sünnetin durun ne yapıyorsunuz dinde böyle bir şey yok bunu yapmayın
dediğinde ise sen kim oluyorsun da koskoca mevlana’ya dil uzatıyorsun sen
sapıksın evliyaya dil uzatıyorsun gibi ifadeler ile ithamlar etmişlerdir. Oysa
yapılan bu bidatin savunucuları yapılan fiilin Allah ve Resülünün emirlerine
uymayarak onlara karşı çıkmak olduğunu, isyan etmek olduğunu idrak
edememektedirler. Günümüzde semazenlerin yaptığı bu bidat iyice çığırından
çıkarak çeşitli kültür etkinliklerine, düğünlere, sünnet merasimlerine ve Turizm
alanında düzenlenen gösterilere renk katan bir aksesuar haline gelmiştir. Bu
bidati savunanlar naasları tahrif ederek Allah ve Resulünü kızdırmaktan
korkmayıp, yapmayın, bırakın bu bidatleri diyenleri evliya düşmanı olarak
görmektedirler.
2-
Bazı tarikatlar zikir esnasında
şişleme merasimi yapmakta ve bu davranışı da zikrin bir parçasıymış gibi
göstermektedirler. Bu sapık davranışlarının dinde hiçbir delili bulunmamaktadır.
Ancak bu insanlar peşinden gittikleri bazı insanların rüyalarını ve çeşitli
vehimlerini delil kabul ederek bu bidatleri işlemektedirler. Bu olağan üstü
işlerin insanların islam’a girmelerini sağlayacağı iman edenlerin imanını
artıracağı inancını taşımaktadırlar. Oysa onların yaptığının daha fazlasını
hinduizm ve bazı sapık din mensupları da yapabilmektedir. Ayrıca bu görüntüleri
görenler bırakın hayranlıkla bakmayı ve etkilenmeyi, dehşete kapılmaktadırlar.
Tevhidi, kuran ve sünneti bilen birisi için yeterince olağan üstü mucize vardır.
Ayrıca peygamberimiz ve ashabından ve onlardan sonraki nesilden hiç birinden
böyle şişlemeli, kılıçlı, kafasına, sağına soluna bir şeyler saplamalı zikir
yaptıklarına dair bir sünnet rivayet edilmemiştir. O halde soruyorum hani
resululah’a tabi oluyordunuz, hani onun sünnetinden kıl kadar sapmıyordunuz. Ne
için sünnette olmayan şeyleri yapıyorsunuz. Rabbimizin Resulullah’a uymamız
konusundaki uyarılarını burada bir kez daha hatırlatalım.
مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ
فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
"Kim
Peygambere itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz
çevirirse, Biz zaten seni onların üzerine bir gözetleyici olarak
göndermedik."
قُلْ إِنْ كُنْتُمْ
تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ
ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
"De ki:
eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Çünkü Allah (kullarının) günahları(nı) bağışlayandır,
merhamet edendir."
وَمَا آتَاكُمُ
الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ
اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
"Peygamber size ne verdi ise onu alın, neyi de yasakladı ise ondan sakının.
Allah’tan korkun, çünkü Allah, azabı çok çetin olandır."
Buyuruluyor.
3-
Bazı tarikatların çeşitli sayısal
düzenlemeler yaparak ve bazı kademelerine de makamlar koyarak zikri
sınıflandırmaları, Örneğin bazılarında; 500 – 1000 – 5000 – ve yüz bine varan
zikri çektikten sonra kelime-i Tevhit zikri çekebilirsiniz. Tahminen yüz bin
gibi bir rakam kadar “Allah” zikri ile meşgul olmak bir insanın günde en az 5-6
saatini alır. Böyle bir metodu peygamberimiz (s.a.v.)’de göremiyoruz. O hiçbir
sahabesini bu tip terbiye metotlarıyla terbiye etmemiştir. Peygamberimiz ve
Ashabı tek başına mücerred bir mana ifade etmeyen “Allah” zikri ile değil
Sübhanallah, Elhamdulillah ve Allahu Ekber, Sübühanallahi ve bi Hamdihi, Lâ
havle ve Lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azim, Lâ ilâhe illallâhu vahdehu Lâ
şerike leh lehul mulku ve lehul hamd’u ve huve alâ kulli şeyin kadir. Gibi
zikirlerle meşgul olmuşlardır. Onların hayatını incelediğimizde kuranla çok
meşgul olduklarını görmekteyiz. Ayrıca En büyük zikir Kuran’dır. Yıllarca
tarikatın içinde bulunan Kuran’ı doğru dürüst okumayı dahi bilmeyen insanların
öncelikle Kuran’ı öğrenmesi ve zikretmesi gerekir. Müslümanlar Dünyanın bir çok
bölgesinde ezilirken, tecavüze uğrarken her türlü sıkıntıya duçar olmuşken geçip
bir köşede 1 milyon kere, 10 milyon kere “Allah” diye zikir çekseniz bile, eğer
Tevhidi bir imanı kalbinize yerleştirememişseniz müminler için hiçbir şey
yapmıyorsanız bu zikrin çok fazla bir faydası olmaz. Kafirlerin ekonomik,
Teknolojik ve askeri alanda Müslümanların kat, kat üstünde olduğu bir dönemde
Müslüman’ın zikri (virdi) ilim olmalı, çalışmak ve her alanda güçlenmek için
çaba göstermek olmalıdır. Günün şartlarında yapılabilecek en büyük zikir budur.
Bu
şekilde zikirle meşgul olurken dünyadan habersiz bir şekilde yaşayanların hali:
malını mülkünü çalmak üzere evine hırsız giren ve bununla da kalmayıp ırzına
namusuna yönelen hırsızı durdurmak yerine evin başka bir köşesinde zikirle
meşgul olan adamın haline benzemektedir. Dünyanın bir çok bölgesinde ve hatta
kendi yaşadığımız bölgelerde Müslümanlar sıkıntı içerisinde yaşamaktadır.
Müslümanların bu zilletten kurtulması için her türlü çabayı ve çalışmayı
göstermeksizin bir köşede zikirle meşgul olanlar bununla oyalanadursun bu arada
kafirler her türlü alanda teknolojik gelişmelerde bulunmaktadır. Bu nedenle
Müslümanlar ile kafirler arasında büyük bir güç farkı meydana gelmiştir.
Zikri
Peygamberin yapmadığı şekilde yapanlara misal olması bakımından şu hadise ne
kadar çarpıcıdır.
Biz İbni Mes’ud’un kapısında oturuyorduk vakit
akşam ile yatsı arası idi Ebu Musa İbni Mes’ud’a gelerek “dışarı çık ey Eba
Abdirrahman” dedi ibni mes’ud dışarı çıktı Ebu Musa’ya seni bu saat de kapıma
getiren nedir dedi Ebu Musa Allah’ yemin ederim ki ben bir durumla karşılaştım o
beni korkuttu inşallah hayırdır dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü “ mescidde
bir topluluk gördüm içlerinden birisi şu kadar Sübhanallah şu kadar
Elhamdulillah deyin diyordu bunun üzerine Abdullah gitti bizde beraberinde
gittik onların yanına vardı ve “ siz nede çabuk sapıttınız halbuki Muhammed’in
ashabı diridir, hanımları da daha yaşlanmadı peygamberin elbiseleri ve yemek
kapları daha bozulmadı, siz oturup günahlarınızı sayın ben iyiliklerinizin Allah
tarafından sayılacağına kefilim dedi”
“Siz bid’at olan bir şeye öncülük ediyorsunuz
eğer bu yaptığınız bid’at değilse “Muhammed sapıklık içindedir” demek gerekir
demiş. Abdullah b.utbe b. Erkad “Ey ibni Mes’ud ben Allah’tan af talep ediyorum
yaptığımdan pişman oldum demiş ve dağılmışlar”
Bu hadisede sahabenin zikir yapılmasına değil, onun yapılış şekline nasıl karşı
çıktığını görüyoruz. Çünkü böyle olmasaydı o zaman şöyle derdi; nasılsa sonuçta
Allah’ın zikriyle meşguller bunda ne sakınca olabilir ki. Ama böyle demiyor
şiddetle karşı çıkıyor, onları uyarıyor ve onlarda tövbe edip dağılıyorlar. Oysa
günümüz bidatçileri yapılan uyarıları bir türlü dikkate almayarak uydurdukları
bidatlere Kuran ve sünnetten sündürerek tevil
edip, delil bulmaya çalışıyorlar.
4-
Bazı guruplar
tarafından oluşturulan zikir meclislerinde yapılan zikirlerin ölmüş bir takım
zat’lara hediye edilerek onların ruhaniyetinden yardım talep etmek dinde olmayan
uygulamalardır.
وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللَََّهِ
مَنْ
لاَيَسْتَجيبُ
لَهُ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ
(5)
وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ
كَافِرينَ
(6)
“Allah’ın yakınından kıyamet gününe kadar kendisine
cevap veremeyecek kimseleri çağırandan daha sapık kimdir? Oysa ki bunlar onların
çağrısının farkında değillerdir.”
“O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara
düşman olacak, onlara kulluk ettiklerini kabul etmeyeceklerdir."
وَالَّذينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه لَا يَسْتَطيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلاَ
اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
(197)
“Onun yakınından çağırdıklarınız kendilerine yardım
edemezler ki size yardım etsinler”
Böyle zikir
meclislerinde Allah’tan başkasından yardım isteyenler, bu meclis üzerine
Allah’ın Rahmetini değil ancak gazabını indirir. Bu hususta sahabenin hayatına
baktığımızda hiç birisinin peygamberimizin ruhaniyetinden yardım talep
etmediklerini ve himmet beklemediklerini görüyoruz. Bu şirki işleyenler haddi
aşarak takvada sahabeyi bile geride bırakmışlardır. Şimdi bu bidatçilere
soruyoruz Resulullah’ın sünnetine uyuyorsanız bu davranış onun sahabesinde yok o
halde bundan sonra bu şirki ve bidatleri terk edersiniz değil mi?
5-
Bazı guruplar
örtü altına girerek ve dili üst damağa yapıştırıp yaptıkları tefekkürü “hafi
zikir” olarak kabul etmektedir halbuki zikir olabilmesi için kısık da olsa ses
çıkması gerekir. Sessiz olarak yapılan bu zikir şeklinin Nakşibendi tarikatı
tarafından Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e kadar dayandırılmasının ve bu zikrin mağarada
Peygamberimiz tarafından Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e öğretildiği şeklindeki
nakillerin aslı bulunmamaktadır. Düşmanın peşlerinde olması nedeniyle
Peygamberimiz için endişelenen Ebu Bekir (r.a.)’e Peygamberimiz şöyle
söylemiştir; “Ey Ebu Bekir korkma Allah bizimle beraberdir “,
“Üçüncüleri Allah olan iki kişi için seni üzen şey ne olabilir ?”dedi.
Peygamberimiz Hz Ebu Bekir (r.a.)’e bak! şimdi sana bir zikir öğreteceğim bu çok
faziletli bir zikir diyerek dilini üst damağına yapıştır sonrada içinden Allah
diyerek zikret, gibi bir zikir tarifinde bulunmamıştır. Ayrıca Peygamberimiz ve
sahabeden bir örtü altına girerek yapılan bir zikir şekli görülmemiştir ve
dolayısıyla bidattir.
Bidatçiler ve onların taklitçileri bize hep şunu söylerler: Şahı Nakşıbendi
anlamadı da siz mi anladınız? İmam Rabbani bilmiyor da siz mi biliyorsunuz?
Mevlana’ya bidatçi mi diyorsun? Evliyaya dil mi uzatıyorsun? Yada o kadar
profesör anlamadı da sen mi anladın.
Bizde
onlara soruyoruz: Bu dini Sahabe anlamadı da Şahı Nakşibendi mi daha iyi anladı?
Ebu Bekir’ler Hz Ömer’ler, Hz. Ali’ler anlamadı da İmam Rabbani mi daha iyi
anladı? Yada Sahabe anlamadı da o profesörleriniz mi daha iyi anladı? Yapmayın
Allah aşkına bırakın bu bidatleri ve Allahın gazabından sakının. Bu bizim size
yapmış olduğumuz bir tebliğdir. Ve Rabbimiz şahit olsun ki biz sizi uyardık.
Hidayet ancak Allah’tandır.
Peygamberimizin yapmış olduğu bütün zikirleri hakkında
daha geniş bilgi sahibi olmak
isteyenler İmam Nevevi’nin Ezkar ismiyle ünlü eserine baktıklarında yeterince
bilgi sahibi olabilirler.
Ebu Muhammed Musab Köylüoğlu