:: www.rahmet.org = Bidat-Hurafe-Video-Uydurma hadisler-Kitap-İndir-The Quran ::

 
KISA SURELER
2006-05-07

Fatiha Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ (1) الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (2) مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (3) إيَّاكَ نَعْبُدُ وإيَّاكَ نَسْتَعِينُ (4) اِهْدِنَا الصِّراطَ الْمُسْتَقِيمَ (5) صِرَاطَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّيِنَ.(6)

Elhamdulillâhi: Hamd Allah’a aittir. Rabbilâlemin: Alemlerin Rabbi Errahmânirrahîm: Rahman Rahim Mâliki yev midîn : Din gününün sahibi İyyake : Ancak sana na’budu: kulluk ederiz. Ve iyyake: ve ancak senden nestaînu: isteriz İhdina : Bizi ulaştır essirâta: yola el mustekime: Dosdoğru sirâta: yoluna ellezîne: kimselerin en amte: Nimet verdiğin Aleyhim: kendilerine ğayrilma’dubi: gazap olunanların değil aleyhim: kendilerine ve La: ve değil eddâllîne: sapıtmış olanların
Rahman Rahim Allah'ın adıyla
    1-2-3 Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve Din gününün maliki olan Allah'adır.
    4 Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz.
    5-6 Bizi dosdoğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.

Fil Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ (1) اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ (2) وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا اَبَابِيلَ (3) تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ (4) فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَاْكُولٍ (5)

    Elemtera: görmedin mi  keyfe: nasıl feale: yaptı  rabbuke: Rabbin bi eshaabil fiyl: fil sahiplerine  Elem yec'al: çıkarmadı mı keydehum: onların yaptıklarını  fii tadliyl: boşa  Ve ersele: ve gönderdi aleyhim: onların üzerine tayran ebâabiyl: Ebabil kuşlarını   Termiyhim: onlara atmak üzere  bi hıcâaratim: sert taşlar   min sicciyl:  damgalı/pişirilmiş   Fecealehum: onları kıldı  Ke asfim: ekin yığınları gibi     me'kuul: yenilmiş

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 Görmedin mi, Rabb'in fil sâhiplerine ne yaptı?
        2 Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?
        3 Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.
        4 Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;
        5 Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.

FİL VAK’ASI: Habeş hükmdârı Necâşînin, Yemen vâlîsi olan “Ebrehe” isminde bir adamı vardı. Ebrehe insanları Mekke-i Mükerremedeki Kâ’beyi ziyâretinden vazgeçirmek için San’a şehrinde büyük ve süslü bir kilise yapdırdı. Fekat maksâdı hâsıl olmayıp, Kâ’beyi ziyâret edenler o kiliseyi ziyârete gelmediler. Ayrıca Fukaym kabîlesinden Nüfeyl adlı bir genç, gece gizlice getirdiği pislikleri ile kilisenin her tarafını kirletdi. Bunu bahâne eden Ebrehe büyük bir ordu hâzırlayarak Mekke üzerine yürüdü. Ordusunun önünde Necâşîden getirdiği büyük bir fil vardı. Fili ordunun önünde yürütmekle ordusunun gâlib geleceğini sanıyordu.

Böylece ordu Mekke üzerine yürüdü. Şehre gireceği zemân fil yere çökdü ve bir dahâ ileri gitmedi. Bütün uğraşmalar onu Mekke istikâmetine götüremedi. Başka yönlere ise koşa koşa gidiyordu. Tam bu sıralarda Allahü teâlâ Ebâbil denilen kuşları gönderdi. Ağızlarında ve ayaklarında taşıdıkları taşları Ebrehenin ordusu üzerine atdılar. Âyet-i kerîmede de belirtildiği gibi, ordu “yenilmiş ekin yaprağı” gibi oldu.

Bu hâdisenin vuku’ bulduğu seneye Arablar “Fil senesi” derlerdi. Bu vak’adan 50-55 gün sonra Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” dünyâya teşrif buyurdu.

Kureyş Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لاِيِلاَفِ قُرَيْشٍ (1) اِيلاَفِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَآءِ وَالصَّيْفِ (2) فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ (3) الَّذِي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خََوْفٍ (4)

        Li iylâafi: Bir araya getirip anlaştırdığı için  kurayşin: Kureyşi  iylâafihim: onlara imkan sağlandığı için  rihlete: yolculuğunda eş şitâaaai: kış vessayf: ve yaz   Fel ya'buduu: o halde ibadet etsinler    rabbe: Rabbine hâaza: şu  el beyti: kabenin ellezii: ki o et 'amehum: onları doyurdu  min cuuin: açlıktan kurtararak ve âamenehum: onlara güven sağladı min havvf: korkudan kurtararak

    Rahman Rahim Allah'ın adıyla
    1 (Hiç değilse kendilerini) Kureyş'i 'bir araya getirip anlaştırdığı,
    2 Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için,
    3 Şu Ev (Kâ'be'n)in Rabbine kulluk etsinler;
    4 Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp)4 doyuran ve onları korkudan güvenliğe kavuşturandır.

Mâûn Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَرَاَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (1) فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ (2) وَلاَ يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (3) فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (4) الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاَتِهِمْ سَاهُونَ (5) اَلَّذِينَ هُمْ يُرَآؤُنَ (6) وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ (7)

    Eraeyte: gördünmü ellezi: o şahsı ki  yukezzibu: yalanlayan biddiyn: dini   Fezâalikellezi: işte bunlar yedu'ul yetiym: yetimi itip kakan Velâa yehuddu: teşvik etmeyen alâa ta'aamil miskiyn: yoksulu doyurmayı   Feveylul: vay haline lil musalliyn: namaz kılanların  Elleziyne hum: ki onlar an salâatihim: namazlarında  sâahuun: yanılgıdadırlar  Elleziyne hum: onlar  yuraa uune: gösteriş yaparlara ve yemneuunel: esirgerler/ vermezler    mâauun: ufacık bir yardımı

    Rahman Rahim Allah'ın adıyla
    1 Gördün mü o şahıs ki ahiretteki ceza ve mükafatı yalanlar.
    2 İşte yetimi itip-kakan,
    3 Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.
    4 İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
    5 Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
    6 Onlar gösteriş yapmaktadırlar,
    7 Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekâtı) da' engellemektedirler.

Kevser Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِنَّآ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ (1) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ (2) اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ اْلاَبْتَرُ (3)

        İnnâa: şüphesiz biz  e'taynâa: vedik  ke: sana el kevser: Kevseri  Fesalli: namaz kıl  li: için  rabbike: Rabbin  ven har: kurban kes  inne: muhakkak ki   şâanieke: senin düşmanın  huvel: o asıl   ebter: sonu kesik olandır.

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 Şüphesiz, biz sana Kevser'i verdik.
        2 Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
        3 Senin düşmanın, asıl sonu kesik (ebter) olandır.

ÎZÂH: Bu mübârek sûre, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” nâil olduğu ni’metleri ve Onun iki kudsî vazîfesini bildirmekdedir. Âyet-i kerîmedeki “Kevser” lâfzı için islâm âlimleri çeşidli ma’nâlar vermişlerdir. Cumhur ulemâya göre:

a) Cennetde bir ırmakdır veyâ bir havuzdur ki suyu baldan tatlı, sütden dahâ ziyâde beyâz ve kardan dahâ soğukdur.

b) Kur’ân-ı Azîmdir ki: O dünyevî ve uhrevî hayrları toplıyan bir kitâbdır.

c) Resûl-i Ekremin “sallallahü aleyhi ve sellem” hâiz olduğu şeref-i nübüvvetdir.

d) Gökde ve yerde Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” için çok zikr ve senâdır.

e) Resûlullahın evlâd ve etbaıdır.

f) Resûlullahın Eshâb ve ulemâ-yı ümmetidir.

Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” oğlu Kâsım vefât edince, Âs bin Vâil, Muhammedin “aleyhisselâm” artık nesli kesildi, kendisini yâd etdirecek evlâdı kalmadı, dedi. Bunu diğer müşrikler de söylemişlerdir. Onlar, müslimânlara bir şiddet, darlık ârız olunca bununla sevinip, ferâhlıyorlardı. İşte bu sûre-i celîle o kâfirlerin bâtıl düşüncelerini reddetdi. Pek kısa bir sûre olmasına rağmen birçok hakîkatlere işâret etmekdedir.

Kâfirûn Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ يَآ اَيُّهَا الْكَافِرُونَ (1) لآ اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ (2) وَلآ اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَآ اَعْبُدُ (3) وَلاَ اَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ (4) وَلآ اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَآ اَعْبُدُ (5) لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ (6)

        Kul: deki   yâa eyyuhel kâafiruun: ey kafirler  Lâa e'budu: ben  tapmam mâa tebuduun: sizin taptıklarınıza  Velâa entum: ve siz   aabiduune: tapmazsınız  mâa a'bud: benim taptığıma    Velâa: ve değilim ene: ben  aabidum: tapacak mâa abed-tum: sizin taptıklarınıza   Velâa: ve değilsiniz entum: siz  aabiduune: tapacak  mâa a'bud: benim taptığıma  Lekum: size diynukum: sizin dininiz veliye: bana  diyn: benim dinim.

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 De ki: "Ey kâfirler.
        2 Ben sizin taptıklarınıza tapmam.
        3 Benim taptığıma da siz tapacak değilsiniz.
        4 Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
        5 Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
        6 Sizin dininiz size, benim de dinim bana.

Nasr Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِذَا جَآءَ نَصْرُ اللهِ وَالْفَتْحُ (1) وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللهِ اَفْوَاجًا (2) فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (3)

        İzâa: zaman  câaaae: geldiği  nasrullaahi: Allah'ın yardımı  vel fethu: ve fetih   Ve raeytennâase: ve insanları gördüğünde yedhu-luune: girdiklerini  fii diynillahi: Allah'ın dinine  efvâacâa: dalga dalga  Fesebbih: tespih et  bihamdi: hamd ile  rabbike: Rabbini  vesteğfirhü: ondan mağfiret dile  innehuu: şüphesiz o  kâane tevvaâbâa: tevbeleri çok kabul edendir.

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,
        2 Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,
        3 Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

Tebbet Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

تَبَّتْ يَدَآ اَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (1) مَآ اَغْنََى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (2) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (3) وَامْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (4) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (5)

        Tebbet: kurusun yedâaa: elleri ebiylehebin: Ebu Lehebin ve tebbe: ve kurudu da  mâa ağnâa: kurtaramadı anhu: onu mâalu-huu: ne malı  ve mâa keseb: ve nede kazandığı  Se yaslâa: yakında yaslanacak nâaran: bir ateşe zâate lehebin: o (Ebu Leheb)  Vemraetuhuu: ve karısı da ateşe girecek  hammâlate: taşıyıcısı  el hatab: odun   Fii ciydihâa: onun boynunda olduğu halde  hablun: bir ip  mim mesed : hurma lifinden bükülmüş

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 Ebu Leheb’in elleri kurusun. Kurudu da.
        2 Ona ne malı ne kazandığı fayda vermedi
        3 O Alevli bir ateşe yaslanacak.
        4-5 Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da ateşe girecek.

ÎZÂHI: Bu sûre-i celîle, Resûl-i Ekreme “sallallahü aleyhi ve sellem” ezâ ve cefâda bulunmuş olan Ebû Leheb ve zevcesinin helâk olarak, şiddetli bir azâba düşeceklerini haber veriyor. Peygamber aleyhisselâm; “akrabanı korkut” emr-i ilâhîsini alınca, Safa tepesine çıkmış, yakınlarını çağırarak, onları İslâm dînine da’vet etmişdi. Ebû Leheb burada Peygamberimizin söylediklerine karşı çıkmış ve Ona hakâret ederek oradan ayrılmış ve oradakilere ma’nî olmuşdu. Ebû Lehebin karısı da Resûl aleyhisselâmın yürüyeceği yollara geceleyin dikenli ağaçlar, otlar yüklenerek getirir, dökerdi. Ayrıca Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” ardından koğuculuk yapardı.

Ebû Leheb, Hicretin ikinci senesinde Bedr gazvesindeki, İslâm mücâhidlerinin muvaffakiyyetlerine dayanamıyarak, yedi gün sonra öldü. Vücûdu delik deşik olup, çocukları bile yanına yaklaşamadı. Ancak üç gün sonra defnedilebildi. Bilâhare zevcesi de ölüp lâyık olduğu cezâya kavuşdu.

İhlâs Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ (1) اَللهُ الصَّمَدُ (2) لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ (3) وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُُفُواً اَحَدٌ (4)

        Kul: Deki  huvellâahu: O Allah  ehad: birdir  Ellâahus samed: Allah sameddir  Lem yelid: doğurmamıştır  ve lem yuuled: ve doğrulmamıştır   Velem yekun: ve değildir   lehuu: Ona    kufuven:denk/eşit    ehad: hiç bir kimse

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 De ki: O Allah, birdir.
        2 Allah, Samed 'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır).
        3 O, doğurmamıştır ve doğrulmamıştır.
        4 Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir.

Felâk Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (1) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (2) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ (3) وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (4) وَمِنْ شَرَّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ (5)

        Kul: Deki euuzu: sığınırım birabbil : Rabbe felak: karanlıkları yarıp sabahı ortaya çıkaran Min şerri: şerrinden maa halak: yarattığı şeylerin Ve min şerri : ve şerrinden ğaasikın: gecenin izâa vekab: karanlığa çöktüğü zaman Ve min şerrin: ve şerrinden neffâasati:Üfleyip, tüküren üfürükçülerin fil 'ukad: düğümlere Ve min şerri: ve şerrinden haasidin: hased edenden izâa hased : hased ettiği zaman

Rahman Rahim Allah'ın adıyla
    1 De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabâhı ortaya çıkaran Rabbe,
    2 Yarattığı şeylerin şerrinden,
    3 Karanlığa çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
    4 Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,
    5 Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.

Nâs Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ (1) مَلِكِ النَّاسِ (2) اِلَهِ النَّاسِ (3) مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ (4) الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ (5) مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (6)

        Kul: Deki euuzu: sığınırım birabbinâas: insanların Rabbine Melikinnâas: insanların mâlikine İlâahinnâas: İnsanların ilâhına Min şerril: şerrinden vesvâasil: vesvesecinin hannâas: sinsi sinsi yaklaşan Ellezii : ki o yüvesvisu : kuruntular sokar fii suduuri: göğüslerine ennâas : insanların (kalplerine) minel cinneti: cinlerden vennâas: ve insanlardan

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 De ki: İnsanların Rabbine sığınırım,
        2 İnsanların malikine,
        3 İnsanların (gerçek) ilahına;
        4 'Sincice kalplere vesvese ve kuşku düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.
        5 Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);
        6 Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım).

Kadr Sûresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِنَّآ اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ (1) وَمَآ اَدْرَيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ (2) لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ (3) تَنَزَّلُ الْمَلَئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ (4) سَلاَمٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ (5)

İnnâ: Gerçekten biz     enzelnâhu: onu indirdik   fî leyletil kadri: kadir gecesinde   ve mâ edrâke: ne sana bildirdi  mâ: ne olduğunu  leyletul kadri: kadir gecesinin   leyletul kadri: kadir gecesi  hayrun: daha hayırlıdır min elfi şehrin: bin aydan   tenezzelu: inerler  el melâiketu: melekler   verrûhu: ve Ruh   fîhâ: onda   biizni rabbihim: Rablerinin izniyle  min kulli emrin: her iş için   selâmun: bir esenliktir/huzurdur   hiye: o   hatta metlailfecri: tan yeri ağarıncaya kadar

    Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 Gerçek şu ki, biz onu kadir gecesinde indirdik.
        2 Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?
        3 Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
        4 Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.
        5 Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o.

Asr Suresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالْعَصْرِ (1) اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ (2) اِلاَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (3)

        Ve'l asri: Asr'a andolsun  inne: şüphesiz  el insâne: insan  lefî : kesinkes    husrin: zarardadır  illâ: dışında  ellezîne âmenû: iman eden kimselerin  ve amilu: ve yapan  essâlihati : iyi/güzel işler  ve tevâ: tavsiye edenler  savbil hakkı: birbirine hakkı ve tevâ: ve tavsiye edenler savbissabri: birbirine sabrı

        Rahman Rahim Allah'ın adıyla
        1 Asra andolsun;
        2 Gerçekten insan, ziyan içindedir.
        3 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.