AHHİRETİN TARLASI DÜNYA |
2009-01-15 |
AHİRETİN TARLASI DÜNYA
Hamd Âlemlerin Rabbi, kulları
üzerinde yegâne tasarruf sahibi, kullarının iyiliğini isteyen ve hesap gününün
sahibi Allah’a (c.c.) aittir.
Salât ve selam üstün ahlâkın
tamamlayıcısı, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ in, âlinin ve ashâbının üzerine
olsun.
Yeryüzünde ve
semâvatta bulunan bütün varlıklar bir düzen içerisinde ve gaye ile
yaratılmıştır. Bu düzeni şöyle bir tefekkürle temaşa eden bir kişi mükemmel
bir uyumun olduğunu görecektir. Bütün varlıkların kusursuz bir döngü ile
asırlardır var oldukları ve kusursuz düzen içerisinde her birinin önemli bir
görevi üstlendikleri görülmektedir. Yaratılmış varlıklar içerisinde en özel
bir konumda olan insan mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılmıştır.
Yaratılmış olan diğer bütün varlıklarda insanın emrine ve hizmetine
verilmiştir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği aklının
olması ve imtihana tabi tutulmasıdır. Yani bu dünyaya geliş gayemiz yemek,
içmek, gezmek, tozmak, zevk ve sefa içerisinde, başıboş bir şekilde yaşamak
için değil Allah’a kulluk etmektir. O halde insan kulluğunu yaşamak ve eğriyi
doğruyu birbirinden ayırt ederek salih amel işlemek mecburiyetindedir.
"O
hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.
O
mutlak güç sahibidir
çok bağışlayandır. Mülk 67/2
“Ben,
cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”
Zariyat 51/56
Allah (c.c.) insana akıl
vermiş, nefis vermiş ve bununla birlikte şeytan engeli ile imtihana tabi
tutmuştur. Bütün bu engellere rağmen kimin kulluğunu ve daha güzel amel
yapacağını ortaya koymak için hayatı ve ölümü yaratmıştır.
“Biz
gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş bir ecel
(belli bir süre) olarak yarattık.” Ahkaf 46/3
Bu imtihan sürecinde insana
kısa bir zaman vermiştir. İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın sonsuz olan ahiret
hayatı karşısında yaşadığı ömrü bir hiç mesabesinde olmaktadır. Kaldı ki
insanın ne kadar yaşayacağı da belli değildir. Oysa insan bu kısacık hayata
rağmen sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılmaktadır. Ayrıca ölümden sonra
dünya hayatında kaldığı sürenin ne kadar az olduğunun farkına varacak ama iş
işten geçmiş olacaktır. Bu dünya hayatında geçen süre bir yolcunun dinlenmek
üzere bir ağacın gölgesinde kaldığı ve az sonra kalkacağı bir zaman gibidir.
Bu kadar kalınacak bir yer için insanın çokça gayret göstermesi akıl sahipleri
tarafından şaşılacak bir davranış olarak görülmüştür.
“Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkârlar, tek bir saatin dışında
yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.”
Rum 30/55
“Onlar, o kıyameti gördükleri gün sanki bir akşam veya bir kuşluk vaktinden
başka kalmamış gibi olurlar.” Naziat 79/46
İbn Mesud (r.a.)’den,
Resulullah (s.a.v.)'in yanına girmiştim. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş
buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı.
"Ey Allah'ın (c.c.) Resulü dedim, sana bir
yaygı te'min etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi
korusa!" "Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misalim, bir ağacın altında
gölgelenir sonra terk edip giden yolcunun misali gibidir."
Bu kadar kısa bir hayat
verilmesine rağmen insan ahireti ve hesap gününü bir taraf bırakarak dünyaya
dört elle sarılmakta, dünya malını elde etmek ve zevklerini yaşamak için her
türlü mücadeleyi kendisine mubah görmektedir. Sonsuz mükâfatlar ile dolu
cennet vaat edilirken sonsuz cennet hayatını bir tarafa bırakarak çok kısa
olan dünya hayatını tercih edip, adeta kendisini ateşe atmaktadır. Oysa dünya
hayatı boş bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Bu kadar kısa bir
hayata sarılıp, ahireti bir kenara bırakmak yapılacak en kötü tercih
olacaktır.
“Bilin
ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha
çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği ve
ziraatçıların de hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir, sonra kurur da sen
onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir
azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı
aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir.”
Hadid 57/20
“Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değil.
Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de
akıl erdirmeyecek misiniz?” En’am 6/32
İnsan ahirette ölürken anne
karnında dirilmekte, anne karnında ölürken de dünya hayatında dirilmektedir.
Dünya hayatının başlamasıyla ahiretle arasındaki perdeler kapanmaktadır. İnsan
tekrar ölünce ahirette dirilecek ve tıpkı uykudan uyanan kişinin sersemliği
ile bütün perdeler açılacak yaşadıklarının ne kadar da kısa olduğunun, sanki
rüya gibi olduğunun farkına varacak ve yapmış olduğu hatayı anlayacaktır.
Ancak telafisi mümkün olmayan bir pişmanlık ile dünyaya geri dönüp kulluğunu
ispat etmek isteyecek ama buna fırsat verilmeyecektir.
“Suçlu-günahkârları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz,
gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, sâlih bir
amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye
yalvaracakları zamanı) bir görsen.” Secde 32/12
Dünya hayatının ne kadar boş
olduğu hakkında da peygamberimiz (s.a.v.)’den birçok rivayet vardır.
Sehl İbnu Sa'd (r.a.)’den
rivayete göre Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
"Eğer dünya Allah (c.c.) nazarında sivrisineğin
kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kâfire ondan bir yudum su içirmezdi."
İbn Ömer (r a )’den,
dedi ki: Rasulullah {s a.v.)
omuzlarımı yakalayıp şöyle buyurdu:
"Dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol!" İbn Ömer (r a )
de şöyle derdi: Akşamı ettin mi sabahı bekleme
Sabahı ettin mi, de akşamı bekleme
Sağlığında hastalığın için bir şeyler hazırla, hayatında da ölümün için.”
“Dünya tatlı ve hoştur
Allah (c.c.) sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır
Öyleyse dünyadan sakının, kadınlardan da sakının! Zira Benî İsrâil’in ilk
fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır ”
Bu uyarılar ile Allah (c.c.)
ve Rasulü dünya hayatının boş bir oyundan ibaret olduğu ve bir gün yapılan
bütün işlerden hesaba çekileceği hakkında insanlara uyarılarda bulunmaktadır.
Ancak dünya hayatı ahirete geçiş yolu olduğundan ve ahiretin tarlası
olduğundan büyük önem taşımaktadır. Dünya ebedi olan ahireti kazandıran bir
yer olduğuna göre bu hayata büyük önem verilmeli ahireti kazandıracak her
türlü gayret gösterilmelidir. Ne tamamen dünya terk edilmeli nede tamamen
ahirete yönelmelidir. Yani ahiret hayatında gerekecek olan bütün azıklarını
dünya hayatındayken kazanmalı azık çantasını bolca salih amel ile
doldurmalıdır.
İnsanoğlu başıboş ve sebepsiz
olarak yaratılmamıştır. Bir gün mutlaka bütün yaptıklarından hesaba
çekilecektir. Nasıl ki dünya hayatında tarlasına buğday eken buğday, arpa
ekende arpa biçiyorsa, insan da dünyada ne ekerse ahirette mutlaka onu
biçecektir. Ömrünü Allah (c.c.) yoluna adamış onun yolunda her türlü sıkıntıya
katlanan ve hatta canını veren ile bomboş bir hayat geçiren elbette Allah
(c.c.) katında bir olmayacaktır. Allah (c.c.) kullarını mutlaka ayıracak ve
herkesi hak ettiği cennet ya da cehenneme koyacaktır. Kimseye haksızlık
edilmeyecektir. Kim dünyada zerre kadar bir iyilik ya da zerre kadar bir
kötülük yapmışsa hesabını verecektir.
“Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Kim de zerre
ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür.” Zilzal
99/7–8
İman meselesinin gerektiği
gibi kalplere yerleşmemesi nedeniyle adına Müslüman denilen ama adı farklı
tadı farklı insanlar ve toplumlar ortaya çıkmıştır. Kendilerine sorulduğunda
ya da sıkıştıklarında elbette bende Müslüman’ım diyen insanların bunun ötesine
geçmeyen hayat tarzıyla hesaptan kurtulamayacakları ve cennete giremeyecekleri
bildirilmektedir.
“Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırdetmeden ve
sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”
Al-i İmran 3/142
“Yoksa kötülükleri yapanlar, bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar?.
Hükmettikleri şey ne kadar fena!” Ankebut 29/4
Yani sadece tamam bizde iman
ediyoruz demekle bu işin bitmediği ve bunun ihlâsla yapılmış ameller ile ispat
edilmesi gerektiği bildirilmektedir.
Zerre kadar iyilik ve zerre
kadar kötülüğün bir gün kendisine sorulacağını bilen bir insanın başka
birisine kötülük yapması mümkün değildir. Aksine çokça salih amel işlemek
isteyecek ve karıncayı dahi incitmekten uzak duracaktır. Boynuzsuz keçinin
boynuzlu keçiden hesabının sorulacağı en küçük bir hak sahibinin hakkının
mutlaka hakkını yiyenden alacağı hesap günü büyük bir gün olacaktır. Tıpkı
dünya hayatında girilen imtihanları başarılı şekilde geçenlerin sevindiği gibi
iyilik tartıları ağır gelenler sevinecekler ve kötülük tartıları ağır gelenler
de hüsrana uğrayacaklardır. Ancak dünya hayatının basit bir imtihanından
ahiretin imtihanı daha şiddetli olacaktır. Akılların baştan gideceği annenin
babanın evladını dahi tanımayacağı kadar akılları baştan alabilen bir hesap
günü.
“Ey
insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın oğlu, oğlun da babası
için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun. Allah'ın verdiği söz şüphesiz
gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek
şeytan sizi ayartmasın.”
Lokman 31/33
"Öyle
bir günden korkun ki, o gün kimse başkası için bir şey ödeyemez; hiç kimseden
şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz"
Bakara 2/48
İnsan son nefesini verince
ahirete geçiş ile perdeler açılınca her şeyin farkına varacak yaptıklarına çok
pişman olacaktır. Hesabını veren ve cenneti hak edenlerin sevincini ve
mutluluğunu görünce, büyük bir üzüntü ile azap göreceği cehenneme doğru
götürülürken akılları baştan alan cehennemin uğultusunu işitecek keşke toprak
olsaydım diyecek ama bunun da imkânını bulamayacaktır.
“Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak
ve inkârcı kişi: “Keşke toprak olsaydım!” ("Yâ
leytenî kuntu turâbâ)
diyecektir.
Nebe 78/40
Yaratılan varlıklar içerisinde
Allah’ı (c.c.) zikretmeyen ve ona isyan eden hiçbir varlık bulunmamaktadır.
Her varlık kendine has bir şekilde Allah’ı (c.c.) zikretmektedir. Allah’a asla
isyan etmedikleri gibi kendilerine verilen görevlerini harfiyen yerine
getirmektedirler. Yaratılmışlar içerisinde Allah’a isyan eden, kulluğunu
unutan yaratılış gayesinden uzaklaşan tek varlık insanoğludur. Bu hususa
dikkat çeken Rabbimiz (c.c.) buyuruyor ki:
“Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü
taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki,
yarılır, ondan sular çıkar. Öyleleri de vardır ki; Allah korkusuyla
yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil (habersiz) değildir.”
Bakara 2/74
Dünya hayatında Allah’tan
habersiz ne için yaşadığı belli olmayan bir durumda hesap gününü düşünmeden
her türlü haksızlığı, cinayeti, tecavüzü ve ahlaksızlığı kendilerine mubah
görenlerin bu halleri elbette bir gün sona erecek ve toprağın altına
gireceklerdir. Kazandıkları malları mirasçılara kalacak kazandıkları
günahlarda ahirette başlarına dert olarak kalacaktır.
“Ey
iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla
yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz
Allah, size karşı çok merhametlidir. Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu
yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız. Onu ateşe atmak da
Allah'a pek kolaydır.” Nisa
/29-30
Hak sahibi hakkını almak için
gelecek, karşıdakinin varsa sevaplarını elinden alacak sevabı kalmayınca da
günahlarını ona yükleyecektir. Bu hesap haksızlık edenleri elbette iflasa
sürükleyecektir. Bu hesap sonrasında yürü bakalım hak ettiğin cehenneme
denildiğinde onu kimse kurtaramayacaktır. O halde sonsuz nimetlere karşılık
böyle bir sonu tercih edenler kimseye değil sadece kendilerine yazık etmiş
olacaklardır.
Her
kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki, ona cehennem vardır. Orada ne
ölür, ne de dirilir. Taha
20/74
Kim
çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse orada istediğimiz kimseye
dilediğimizi çabuklaştırırız sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona kınanmış
ve kovulmuş olarak gider
İsra 17/18
Dünya hayatında en hafif bir
ateşe dahi dayanamayan, küçücük bir yanık yarası nedeniyle bütün keyfi kaçan
ve buna dayanamayan insan çok şiddetli olan cehenneme nasıl dayanacağını
düşünmeli ve ondan sakınmak için gereken her türlü çabayı göstermelidir.
“Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke
(dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık
ve mü'minlerden olsaydık." En’am 6/27
“Ve
deki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin
Şüphesiz biz zalimlere bir ateş hazırlamışız onun duvarları kendilerini
çepeçevre kuşatmıştır
Eğer onlar yardım isterlerse katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su
ile yardım edilirler
Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir "
Kehf 18/29
“Suçlu günahkârları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz ”
Meryem 19/86
Orda
kendileri için 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır
Onlar orda işitmezler de
Enbiya 21/100
“Ateş
onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar (etleri sıyrılmış
olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler ”
Mü’minun 23/104
“Evet
kim bir günah işlemiş de kendi günahı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte
öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.”
Bakara 2/81
“Ey
inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar
ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine
buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.”
Tahrim 66/6
Dünyada iken salih amel
işleyenler için Rabbimiz bitmez tükenmez sonsuz cennet nimetleri
hazırlamıştır. Hastalanma, üşüme, bunalma, aksırma, tuvalet ihtiyacı, canı
yanma, hased, gıybet, kötülük, cinayet, herhangi endişe, bir çirkinlik, en
küçük bir iç sıkıntısının dahi olmadığı ve tamamen esenliğin bulunduğu cennet
hayatı sâlih müminleri beklemektedir. Bu vaad Allah’ın vaadidir.
“İman
edip sâlih amellerde bulunanlar biz onları altından ırmaklar akan içinde ebedi
kalacakları cennetlere sokacağız. Bu Allah'ın gerçek olan vaadidir. Allah'tan
daha doğru sözlü kim vardır?” Nisa 4/122
“Rablerinden korkup-sakınanlar da cennete bölük bölük sevk edildiler. Sonunda
oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki:
"Selam üzerinize olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona
girin." Zümer 39/73
“Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır orada altın
bileziklerle süslenirler hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu) Ne güzel sevap
ve ne güzel destek.” Kehf
18/31
“(Onlar da) Dediler ki: "Bize olan vaadinde sadık kalan ve bizi bu yere
mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde
konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir."
Zümer 39/74
“Takva sahiplerine vaat edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan
sudan ırmaklar tadı değişmeyen sütten ırmaklar içenler için lezzet veren
şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için
meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle
mükâfatlanan bir kişi) ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını
‘parça parça koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu?”
Muhammed 47/15
“Şüphesiz ki, Allah iman edip sâlih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar
akan cennetlere koyar. İnkâr edenler ise dünyada zevk edip geçinirler.
Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.”
Muhammed 47/12
Allah (c.c.) günaha
girmemeleri, sâlih amel işlemeleri ve cehennemden sakınmaları için kullarını
uyarmaktadır. Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah (c.c.) kullarına ne
kadar günah içerisine girseler de son nefes gelmeden önce tövbe kapısı
açmaktadır. İnsan bu kadar isyanına rağmen Allah’ın kendisine verdiği bu
fırsatı değerlendirmeyip, yine de kendisini ateşe atarsa, tövbe etmeden son
nefesini verirse bu durumda kendisini bile bile ateşe atmış olacak ve ahirette
hiçbir mazeret öne süremeyecektir.
Allah (c.c.) iman edenlere
öyle iltimas geçiyor ki; günah işleyen bir kişinin her günahına karşılık bir
günah yazılırken işlediği bir hayra karşılık on mislinden yedi yüz misline
kadar karşılık bulacaktır. Bununla birlikte işlenen günahlara samimi olarak
bir daha yapmamak üzere tövbe edildiğinde geçmişte işlenen kötülükleri
iyiliklere çevireceğini vaat etmektedir.
“Ancak tövbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların
kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.”
Furkan 25/70
“Ve
her kim tövbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş
olarak Allah'a döner.” Furkan 25/71
Hz. Peygamber (s.a.v.)
buyuruyor ki: “Günahından tövbe eden
kimse, hiç günah işlememiş gibidir.”
“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz.
Bunun dışında kalan (günah) ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a
şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”
Nisa 4/48
Rabbimiz
günahları bağışlayacağını vaad ediyor
Peygamberimiz
(s.a.s.), gerçek tövbeyi;
“Kulun işlediği günahtan pişmanlık
duyması, Allah’a tam rucu’ edip, tıpkı sütün memeye dönmediği gibi, kişinin
tekrar günaha dön memesidir.”
şeklinde tanımlamıştır.
Bu durumda bütün bu ikramlara
ve gösterilen iltimasa rağmen bir insan hala cehennemi hak ediyorsa, hala
aklını başına alıp, yönünü Allah’a döndürmüyorsa hiçbir şekilde mazeret öne
sürmeye hakkı olmayacaktır.
Bu dünya hayatı adeta
makyajlanmış yaşlı bir kadın gibidir. Güzellikleri gelip geçicidir. İnsan
nerede ve ne zaman sona ereceği belli olmayan, her an sona erebilecek bu dünya
hayatının sahte zevklerine dalarak ahireti unutmakta dünya malını elde etmek
için var gücünü harcamaktadır. Ne kadar çok kazanırsa kazansın daha fazlası
için koşturmaktadır.
Abdullah ibnu Zubeyr'den
(r.a.) Mekke'de minber üzerinde hutbe yaparken; o şöyle diyordu: - Ey
insanlar! Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Eğer Âdemoğluna altın ile dolu bir vadi verilseydi, o
kendisine ikinci bir vadi verilmesini arzu ederdi. Şayet kendisine ikinci bir
vadi verilse, üçüncüsünü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak
kapatır. Allah da (hırstan) tövbe eden kimsenin tövbesini kabul eder.”
“Âdemoğlunun iki vâdi dolusu malı olsa, üçüncü bir vâdi daha isterdi
Âdemoğlunun karnını topraktan başka bir şey dolduramaz
Ama Allah tövbe eden kimsenin tövbesini kabul eder ”
Sonuç olarak insan her ne
yapmışsa ya da ne günaha girmişse bile bunun önemi yok. Yeter ki son nefes
gelmeden önce tövbe etsin. Dünya hayatı bu güne kadar kimseye kalmadı bundan
sonra da kalmayacak. İki bilemedin üç nesil sonra adı bile hatırlanmayacak
olan insan hırsla dünya malını elde etme peşinde koşarken dünyaya verdiği
önemin daha fazlasını Allah’ın dinine vermelidir. Dünya menfaati için her
türlü gayreti gösterip, kılı kırk yararken ahiretteki hesap günü içinde
hazırlıklar yapmalı ve yaptıklarının hesabını nasıl vereceğinin endişesini
taşımalıdır. Hiçbir insana ve hiçbir canlıya haksızlık etmemeli ahiret
yolculuğunun azık çantasını bol bol sâlih amel ile doldurmalıdır.
Allah (c.c.) katında hiçbir
günahın önemi bulunmamaktadır. Her ne günah işlerse işlesin tövbe eden kişiye
Rabbimiz ne yüzle geldin değil nerde kaldın ey kulum diyecektir. Çok geç
olmadan yanlışın, günahın neresinden dönülse kar olacaktır. Bunun ötesinde
yola gelmeyen ve söz dinlemeyenler kimseye değil sadece kendilerine yazık
ederler.
Ebu Muhammed
Mus'ab KÖYLÜOĞLU
-------------------------------------------------------------
Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mace, Zühd 11, (2410)
Buhâri, VII, 170, Rikaak 3
Müslim, Zikr 99; Tirmizî, Fiten 26; İbn Mâce, Fiten 19
İbni Mace, Sünen, c.2, s. 1420
Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/446
Sahih-i Buhari, Cilt 14, syf.6374
Müslim, hadis no: 1048; S
Müslim, Terc
ve Şerhi, 5/465
|
|
|