HELAK OLAN TOPLUM |
2010-02-07 |
İslam inancına göre insan
yaratılmışların en şereflisidir. Aklı olan insan hayvanlarda olmayan
özelliklere sahiptir. Allah (c.c.) insanı yaratırken öyle bir özellik
vermiştir ki, insan meleklerden bile üstün olabilirken hayvanlardan bile aşağı
olabilmekte, hatta aşağıların en aşağısı olabilmektedir. Bu hususlar bizzat
Rabbimiz tarafından Kur’an’da bildirilmektedir.
“Biz, gerçekten insanı en
güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.”
Tin 95/4-5
Hatta insanın hayvanlardan
daha aşağı olabileceği, ne kadar zalim olduğu ve taşlardan bile daha katı,
daha beter olabileceği ayetlerde Rabbimiz tarafından bildirilmektedir.
“Bundan sonra kalpleriniz
yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki,
onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar,
öyleleri de vardır ki, Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yapmakta
olduklarınızdan gafil (habersiz) değildir.” Bakara
2/74
“… Doğrusu insan, pek zalim
ve nankördür.” İbrahim 14/34
"Sakın okumazlık etme!
Çünkü insan, muhakkak azıtır!..." (Alâk 96/6)
“Şüphesiz biz emaneti
göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onlar onu yüklenmek istemediler,
ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.”
Ahzab 33/ 72
"Yoksa sen onların çoğunun
işittiklerini veya anladıklarını (kavradıklarını) mı sanıyorsun? Onlar sırf
hayvan gibi, hatta gidişçe (yolca) daha sapkındırlar. (dallun) "
Furkân 25/44
İnsan zalimdir ve kan dökmeye
meyilli bir tabiatı vardır. İnsan ilk yaratılacağı zaman Allah (c.c.)
meleklere şöyle buyuruyor: “Hani Rabbin, Meleklere: "Muhakkak ben,
yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni övüp-yüceltir
ve (sürekli) takdis edip dururken, orada fesat çıkaracak ve orada kanlar
akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz, sizin
bilmediğinizi ben bilirim." dedi.” Bakara 2/30
Yaratılışında kan dökmeye
meyilli olan, hayvanlardan aşağı olabildiği gibi taş gibi kas katı ve hatta
daha beter olabilen insanı insan yapan imandır, ibadettir, salih ameldir ve
Allah’ın kendisine emrettiği şekilde nefsini ıslah etmektir. Bu vasıflardan
uzaklaşan insan değersiz bir varlık haline gelir. Yani pislik üreten, etrafına
zarar veren, katleden, sadece nefsi için yaşayan ve aşağıların en aşağısı bir
varlık haline gelir. Allah katında hiçbir değeri olmaz. İnsanın hüsranda
olduğu ve kurtulması için iman etmesi, salih amel işlemesi, bir birine hakkı
ve sabrı tavsiye etmesi gerektiği Asr suresinde bildirilirken; Rad suresi 28.
ayette de "Kalpler
ancak Allah'ın
zikriyle mutmain olur." Buyrulmaktadır.
Yani insan kalbinin hasta olduğu ve insanın bu hastalığına şifa bulması ve
dünya hayatında huzur ile yaşamasının ancak Salih amel ve Allah’a kulluk ile
mümkün olabileceği bildirilmektedir. Bu halden uzak yaşayan huzursuz, hasta ve
bunalımlı bir kalbe sahip olan insan her türlü kötülüğü yapabilecektir.
Allah’a kulluktan uzak yaşayan insanlar ne kadar bolluk içinde de yaşasalar ne
kadar rahat içerisinde de olsalar mutlaka bir şeyler eksik olacaktır.
Yaratılıştan gelen açlık doyurulmadığı için insanın içerisinde bunalan nefsi
canavarlaşarak kontrol edilemez bir hale gelecektir. Bunun neticesinde de
günümüzde de olduğu gibi kendisinden her türlü aşağılıklar sadır olan insanlar
ortaya çıkacaktır.
Allah (c.c.) insanları ve
cinleri yalnız kendisine kulluk etmeleri için yaratmış ve kimin daha güzel
amel işleyeceğini belirlemek ve bunun sonunda da hesaba çekip, ameline göre
mükâfatlandırmak ya da cezalandırmak üzere dünyaya göndermiştir.
"O, hanginizin daha güzel
amel yapacağınızı denemek için ölümü de hayatı da takdir edip yaratandır."
(Mülk, 67/2).
Allah (c.c.) gönderdiği
elçileri ile insana nasıl yaşarsa kurtulacağını ve neler yaparsa azaba
uğrayacağını ayrıntılı bir şekilde bildirmiştir. İnsana daima kurtuluş yolu
gösterilmiş ve kurtulması teklif edilmiştir. Dileyen iman eder kurtulur.
Dileyen de iman etmez ve azaba müstahak olur.
İnsan görmediği halde Allah’a,
Meleklere, Ahirete, Cennete, cehenneme ve bütün yaptıklarından hesaba
çekileceği güne iman etmek ya da bunları kabul etmemek arasında bir tercih
yapar. Tercih hakkı insana bırakılmıştır.
Ahiret
inancı insanın hayatını şekillendiren ve ona yön veren en önemli faktördür.
İnsanı kötülük yapmaktan alıkoyan en önemli şey bir gün yaptığının sonsuz
kudret sahibi Rab tarafından hesabının sorulacağına inanmaktır. Zerre kadar
yapılan iyiliğin ve zerre kadar yapılan kötülüğün karşılık bulacağına
gerçekten inanan bir insanın kötülük yapması mümkün değildir.
“Artık kim zerre
ağırlığınca bir hayır işlerse, onu görür; Kim de zerre ağırlığınca bir şer
(kötülük) işlerse, o da onu görür.” Zilzal 99/7-8
Ahiret
ile insan arasındaki perdelerin kaldırılarak cennetin ve cehennemin bir an
olsun insana gösterilmesi halinde şiddetli azabı gören insan asla hiçbir
kötülük yapmayacaktır. Kimse onu secdeden kaldıramayacak ve hatta azabın
korkusundan aklını kaybedecektir. Kendisini ebedi olan şiddetli bir azabın
beklediğine görüyormuşçasına gerçekten inanan ve Allah ile karşılaşmayı uman
bir insan bırakın kötülük yapmayı ahirette kendisini kurtarması için bütün
servetini vermekten çekinmez o kurtulmak için her türlü fedakârlığı yapardı.
Allah ile karşılaşmayı
umarak salih amel işleyenler müjdelenmektedir.
“Onlar, (mü'minler ise),
hiç şüphesiz, Rableriyle karşılaşacaklarını ve (yine) hiç şüphesiz, O'na
döneceklerini bilirler.” Bakara 2/46
“İman edenler
ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından
ırmaklar akan nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder).
Yunus 10/9
“İman edip salih amellerde
bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler
vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha
önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak
sunulmuştur. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz
kalacaklardır.” Bakara 2/25
“Biz onların göğüslerinde
kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi
buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz
doğruya ermeyecektik. Andolsun Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara:
"İşte bu yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye
seslenilecek.” A’raf 7/43
“Onlar; altından ırmaklar
akan Adn cennetleri onlarındır. Orada altın bileziklerle süslenirler. Hafif
ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde
kurulup-dayanırlar. (Bu) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.”
Kehf 18/31
“İşte onlar sabretmelerine
karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda
esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.” Furkan
25/75
“Orada taptaze-meyveler
onların ve istek duydukları her şey onlarındır.”
Yasin 36/57
Hz. Ebu
Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Allah Teâla
hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şân, salih kullarım için gözlerin
görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen
nimetler hazırladım." Ebu Hureyre ilaveten dedi ki: "Dilerseniz şu ayet-i
kerimeyi okuyun. (Mealen): "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için
göz aydınlığı olacak ne mükâfatların saklandığını kimse bilemez" (Secde
17). Buhari, Bed'ü'l-Halk 8, Müslim, Cennet 2, (2824); Tirmizi, Tefsir,
(3195).
Ahirete
iman ederek Salih amel işleyenler ile inkar ederek isyan dolu bir hayat
yaşayanlar elbette birbirlerini görecekler ve iman edenler büyük bir mutluluk
yaşarken iman etmeyenlerde büyük bir pişmanlık duyacaklardır.
“Böyleyken kimi kimine
yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım
vardı." Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?
Bizler öldüğümüz toprak ve
kemikler olduğumuzda mı gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya
çekilecekmişiz? (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda
olduğunu) biliyor musunuz?"
Derken bakıverdi onu
‘çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
Dedi ki: "Andolsun Allah'a
neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
Eğer Rabbimin nimeti
olmasaydı muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan
olacaktım.
Şüphesiz bu, asıl büyük
‘kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. Böylece çalışanlar da bunun bir
benzeri için çalışmalıdır.” Saffat 37/50-61
Allah ile karşılaşmayı
ummayan, inkâr edip, kulluk etmeyen ve kötülüklerde bulunanlar ise kendilerini
nelerin beklediği ile uyarılmaktadır.
“Bizimle karşılaşmayı
ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim
ayetlerimizden habersiz olanlar; İşte bunların, kazanmakta olduklarından
dolayı barınma yerleri ateştir.” Yunus 10/7-8
Kehif
Suresinin 29. ayetinde mealen "Ve deki; hak,
Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz
zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini
çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar, imdatlarına
erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir
içecek ve ne kötü bir dayanma yeri"
"Andolsun ki; cin ve
insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onunla
gerçeği anlamazlar; gözleri vardır, onlarla göremezler; kulakları vardır, ama
onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvan gibidirler, hatta daha şaşkın (dallun:sapık)
dırlar. İşte gafiller bunlardır." A'râf 7/179
“Suçlu-günahkârlar ateşi
görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak
ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır.” Kehf Suresi
18/53
“İçine atıldıkları zaman,
kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler.”
Mülk Suresi 67/7
“Orada onların bir
inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler.”
Enbiya 21/100
“Orada dişleri sırıtır
halde iken ateş yüzlerini yalar.” Mü’minun 23/104
“Fakat onlar o saati
(kıyameti) de yalanladılar. Biz ise o saati yalanlayanlara çılgın alevli bir
ateş hazırladık.” Furkan 25/11
“Ki, cehennem ateşi uzak
bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve
uğultusunu işitirler.” Furkan 25/12
“Elleri boyunlarına bağlı
olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı
isterler.” Furkan 25/13
“(Onlara şöyle denilir) Bu
gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin!”
Furkan 25/14
“De ki: Bu mu daha iyi,
yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar
için bir mükâfattır ve bir varış yeridir.” Furkan
25/15
Nu'mân
İbnu Beşir radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
"Cehennemliklerin azab cihetiyle en hafif olanı, ayağında ateşten bir nalın ve
nalın bağı olan kimsedir ki, ayağındakiler sebebiyle, tıpkı tencerenin
kaynaması gibi, başında dimağı kaynar. Öyle tahammülfersa bir azap duyar ki,
azabca insanların en hafifi olduğu halde, kendinden şiddetli azab çeken
olmadığını zanneder."Buhari, Rikâk 8; Müslim, İman 363, (213); Tirmizi,
Cehennem 12, (2607).
Ebu'd-Derda
(r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Cehennem ehline açlık
musallat edilir. Bu, içinde bulundukları azaba eşit dereceye ulaşır. Açlığa
karşı yardım talep ederler. Onlara besleyici olmayan ve açlığı gidermeyen darî'
(denen dikenli bir ot) verilir. Tekrar yiyecek isterler, bu sefer de boğazda
tıkanıp kalan bir yiyecekle imdat edilir. (Bu da boğazlarında takılır kalır,
ne ileri geçer, ne de geri gelir.) Derken, dünyada iken, bu durumda, bir
içecekle takılan lokmaları kaydırdıklarını hatırlarlar ve bir içecek talep
ederler. Kendilerine demir kancalar bulunan kaplarda kaynar sular verilir. Bu
kaplar, yüzlerine yaklaştırılınca, yüzlerini dağlayıp atar. Su karınlarına
girince, içerilerini param parça eder. Bu sefer de: "Cehennemin bekçilerini
çağırın, ola ki azabımızı biraz hafifletir!" derler. Onları çağırırlar. Onlar
gelince: "Size peygamberleriniz bu halleri açıklayan haberleri getirmemiş
miydi?" derler. Onlar: "Evet getirmişti (ama dinlemedik)" derler. Bunun
üzerine, bekçiler: "Siz isteyin durun! Kâfirlerin istekleri (burada) boşadır!"
derler" (Mü’min 40/50). Cehennemlikler bekçilerden ümidi kesince: "(Cehenneme
müvekkel melek) Mâlik'i çağırın!" derler. (Mâlik gelince): "Ey Mâlik, (söyle
de) Rabbin bizim hakkımızda ölüme hükmetsin!" derler. Mâlik de onlara: "Hayır!
(Siz burada canlı olarak ebedi) kalıcılarsınız!" diye cevap verecek" (Zuhruf
43/77). (Hadisin ravilerinden) A'meş rahimehullah der ki: "Bana bildirildi ki,
cehennemliklerin Mâlik'e yalvarmaları ile Mâlik'in onlara verdiği cevap
arasında bin yıllık zaman geçecektir. Cehennemlikler, bu sefer aralarında:
"Rabbinize dua edin, sizin için O'ndan daha hayırlı kimse yok!" diyecekler ve
elbirlik şöyle yakaracaklar: "Ey Rabbimiz, bedbahtlığımız bize galebe
çalmıştı, biz gerçekten sapıtmış kimselerdik. Ey Rabbimiz bizi bundan çıkar.
Eğer (yine) küfre dönersek artık hiç şüphesiz ki zâlimlerden oluruz" (Mü'minûn
106/107). Rab Teâlâ, onlara: "Cehennemin içine yıkılıp gidin! Bana bir şey
söylemeyin!" diyecek" (Mü'minûn 106/108). Resûlullah devamla dedi ki: "Bu
cevap üzerine, cehennem ehli her çeşit hayırdan ümitlerini keserler;
hıçkırmaya, nedâmet etmeye, dövünüp yırtınmaya başlarlar."Tirmizi, Cehennem 5,
(2589).
Hz. Ebu
Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
"Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücutlarının içine
nüfuz eder, öyle ki karınlarına kadar ulaşır; içlerinde ne var ne yok, söker
atar ve ayaklarını delip geçer. Bu hâdise "Bununla karınlarının içinde ne
varsa hepsi ve derileri eritilecektir" (Hacc 20) ayetinde zikri geçen eritme
(es-Sahru) hâdisesidir. Sonra (eriyen cesetleri) eski haline iade edilir."Tirmizi,
Cehennem 4, (2585).
Allah ve Rasulü tarafından
vaat edilen bu olaylara inanan, bir gün kendisini bekleyen azabın ne kadar
şiddetli olduğuna iman eden bir insan ne kötülük yapabilir. Veya salih amel
işlemesi halinde cennette kendisini ne kadar büyür bir mutluluğun ve
nimetlerin beklediğine iman eden bir kişiyi kim salih amelden geriye
koyabilir. Yani şüphesiz ahireti görüyormuşçasına iman eden bir toplumda
sorunlar kendiliğinden çözülecek ve toplum ıslah olacaktır.
Bütün bu uyarılara rağmen iman
etmeyen ve nefsini ıslat etmeyenler ise kimseye değil ancak kendilerine yazık
edeceklerdir.
İslam dininin bütün emirleri
insanın dünya ve ahirette mutlu olmasını sağlayacak emirlerdir. Zina
yasaklanmıştır, insanın toplumun ve neslin yararınadır. İçki yasaklanmıştır
yine faydalı bir yasaktır. Kumar yasaklanmıştır, yine faydalı bir emirdir.
Nice aileler ve ocaklar bu yüzden yıkılmıştır. Faizi, haksız kazancı,
fuhşiyatı ve kumarı yasaklayan Allah (c.c.) kulları arasında adaletin
sağlanmasını istemekte ve huzursuzluğu ise istememektedir. Özetlersek ne kadar
yasaklanan ve yapılması emredilen şey varsa, hepsi insanın mutluluğu ve huzuru
içindir. Bütün bu güzelliklere rağmen dinin emirlerini hayatlarına hâkim
kılmayanlar. Nefislerine hoş gelen başka arayışlara girerek Allah’ın
emirlerini tanımayarak bu dünyada mutlu olacaklarını, huzur bulacaklarını
zannetmektedirler. Allah’ın emirlerini irtica olarak görmekte ve engel olmak
için her türlü çabayı harcamaktadırlar.
Laiklik inancını benimseyen,
laikliği menfaatleri doğrultusunda kullananların ve hatta onu dahi yanlış
anlayıp uygulamak isteyenlerin korkuları yüzünden İslam öcü gibi
görülmektedir. Aslında bu yaklaşımdakilerin büyük bir çoğunluğu laikliğin bile
ne anlama geldiğini bilmemekte, bilenlerde menfaatlerine göre yapacaklarını
laikliğin arkasına gizlenerek yapmaktadırlar. Oysa laiklik insanların inancına
karışmamak ve her dine eşit uzaklıkta olmak demektir. Bir Hıristiyan’ın ya da
bir Yahudi’nin bile rahatça dinini yaşayabildiği ülkemizde büyük bir çoğunluğu
oluşturan Müslümanlar inançlarını yaşamakta zorluk çekmektedirler.
Gereksiz ve anlamsız korku
içerisindeki bazı çevreler hurafeden uzak sahih ve temiz dinden bile
rahatsızlık duymaktadırlar. Her söylemlerinde sapıklıktan, hurafeden ve
irticadan bahsedenler, bunların kökünü kurutacak tertemiz sahih dinin
eğitiminin verilmesinden dahi rahatsızlık duymaktadırlar. Bir şeyin yanlış
öğrenilmesini engellemenin en doğru metodu, onun doğrusunu öğretmektir. İyi
niyetli iseniz neden doğrusunu öğretmiyorsunuz? Zaten sapıklık ve hurafelerin
bulaştığı dinden bu dinin aklı başında müntesipleri de rahatsız.
Din korkusu yüzünden türlü
türlü planlar yapanların tertemiz olan dinden hiçbir haberleri bulunmamakta,
bilmediklerinin düşmanlığını yapmaktadırlar. Bu korkuları yüzünden ahiret
inancından uzak, imansız, hiçbir hesap tanımayan bir neslin yetişmesine sebep
olmaktadırlar. Bu çevreler din korkusu yüzünden hepimizin de içinde bulunduğu
geminin altını delmektedirler. Ama bir türlü akletmedikleri bir gerçek var ki;
bu gemi batışa doğru gidiyor. Ve batarsak hep birlikte batacağız. Allah’ın
emirlerinden neden bu kadar korkuyor ona isyan ediyor ve hatta ona savaş
açıyorsunuz? Böyleleri hakkında Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "İnsan görmez
mi ki biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş"
Yâsîn 36/77
“Onlara ne oluyor ki
Kur'an’dan yüz çeviriyorlar? Sanki onlar arslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri
gibi!” Müddessir, 49/51
Hiçbir inanış müntesiplerinin
yaptıkları yanlışlıkla değerlendirilemez. Teorideki hiç bir bilgi, yanlış
uygulayanlar yüzünden doğruluğunu kaybetmez. Doğrular yanlış uygulanınca doğru
olmaktan çıkmazlar. Sadece uygulamadaki hatalar yanlış olarak kabul
edilebilir. Ama her ne hikmetse ortadaki kokuşmuşlukları bahane ederek irtica
yaygarası koparanlar doğru dinin eğitiminden de rahatsızlık duymaktadırlar.
Evet Müslümanlar içerisinde bir çok yanlış yola sapanlar var. Ama bunun
mücadelesinin tek yolu; o da doğru olan dinin eğitiminin verilmesidir. Bunun
dışındaki yaklaşımlarda iyi niyet aramak mümkün değildir.
İnsanoğlu huzuru ve mutluluğu
elinin tersi ile iterek, o kadar helal olan tertemiz nimeti bırakıp, Allah’ın
yasakladığı koruluğun içindekilere, az ve pis olana ulaşmak istemektedir.
Sonsuzluk karşısında hiç mesabesinde olan dünya hayatına razı olmaktadırlar.
Oysa bu dünya hayatı çok kısadır ve kimseye kalmamıştır.
İbn
Mesûd (r.a.)’den rivayete göre Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: "Ben dünyayı
neyleyeyim! Benim dünya ile alâkam, bir ağacın altında oturup dinlendikten
sonra kalkıp, orayı terkeden bir atlının bu durumu gibidir "
Tirmizî
İnsanın hatasız olması mümkün
değildir. Zaten Allah’ta bizden hatasızlık istememektedir. Önemli olan hatada
ısrar etmemek ve tevbe etmektir. Yeter ki inkarcı olunmasın ve şirk
koşulmasın.
İnsanoğlu içinde Rabbine karşı
günah işleyenler olduğu gibi büyük bir cüret ile Allah’a karşı savaş açanlar
bile olmuştur. Bu insanların yüce yaratıcının azametli kudretinden habersizce
ve isyan dolu yaşayışlarının sonunun ne olacağı hakkında bir endişeleri
bulunmamaktadır. Şayet böyle bir endişeleri olsaydı elbette isyan ile değil
itaat ile yaşarlardı. Uyarılara rağmen isyanda ısrar edenleri Allah (c.c.)
şöyle uyarıyor: “…Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na
döndürülüp-toplanacaksınız.” Bakara 2/203
İnsan son nefesini verince
dünyada ölürken ahirette dirilecek ve aradaki perdelerin açılmasıyla birlikte
büyük azabı görünce büyük bir pişmanlık duyacaktır.
“Onlar cehennemde, "Ey
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki, dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka
ameller, salih ameller işleyelim" diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:)
"Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık
mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir
yardımcı yoktur." Fatır 35/37
Bu uyarıların bilinmemesi,
iman edilmemesi ve gerekli eğitimin verilmemesi nedeniyle toplum büyük bir
hızla uçuruma doğru gitmektedir. Tağutlara kul olan ve İslam toplumlarının
başında yönetici olan ahmak, korkak ve münafık idarecilerde Müslümanların
İslam’dan uzaklaşarak her geçen gün tükenmesine ve uçuruma yuvarlanmasına
sebep olmuşlardır. Dikte ettikleri İslam dışı kanunlar ile bu ümmete Yahudi ve
Hıristiyanlardan daha fazla zarar vermişlerdir. Dışardan kâfirler, içerden de
bu zalim münafıklar yıllardır Müslümanlara kan kusturmaktadırlar.
Müslümanların damarlarına yıllardır pislik enjekte edile, edile bu ümmet
içinde nüfus cüzdanında Müslüman yazıp da Yahudileşmiş ve Hıristiyanlaşmış ne
olduğu belli olmayan insanlar türemiştir. Bu insanların bir iki nesil evveline
gidildiğinde aslında Müslüman bir soydan geldiği görülecektir. Ancak yıllardır
batı menşeli, İslam’dan uzak, oyalamacı ve dayatmacı eğitime tabi tutulan
Müslüman halkların çocukları içerisinde böylelerinin türemesi çok normaldir.
Bu insanlar Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi düşünüp, onlar gibi
yaşadıklarından haliyle onlardan İslam’a sevgi ve hizmet beklemek boş bir
beklenti olacaktır. Hatta bırakın hizmet ve sevgi beklentisini, ele
geçirdikleri mevkilerin gücünü Müslümanlara zulmedici her ne varsa uygulamaya
koymakta kullanmaktadırlar. Bu insanların ümmet içindeki sayısı o kadar
artmıştır ki, bütün köşe başlarına onlar oturmuş, ellerinde bulunan imkânları
Müslümanlara zehir kusmakta, onları yozlaştırmada, köleleştirmede ve
ahlaksızlaştırmada kullanmaktadırlar.
İslam toplumları hiç bu
dönemde olduğu kadar bir kültürel, eğitimsel, ahlaki ve ekonomik işgal ile
karşılaşmamıştır. Öyle bir işgal ki dışardan kâfirler entrikalarını uygulamaya
koyarken, içerden de adı Müslüman olan kâfirler Televizyon, gazete ve dergi
gibi etkenleri kullanarak egemen güçlere olan köleliklerinin, yalakalıklarının
gereğini yapmaktadırlar.
Bir televizyon düşünün ki,
nerde pislik film var, nerde ahlaksız program var, ekrana onu getiriyor.
Müslümanların başına musallat olan ve ezen kafirler aleyhinde bir program
yapmadığı gibi, bir takım insanların aşklarını haber yapmaktan zaman
bulamadıkları için Müslümanların ezilmesini gündemlerine bile almamaktadırlar.
Ama ne idüğü belirsiz insanların yaşayışları ve aşkları örnek diye
gösterilmekte ülke gündemini meşgul etmektedir. Bu insanlar kimdir ve örnek
olacak hangi yaşantıları var da ülke gündeminin ilk sıralarında yer
almaktadırlar. Birinin kucağından ötekine atlayan, içki, kumar ve zinayı
hayatlarının bir parçası kabul eden ne için yaşadığını dahi bilmeyen bu
insanların saygınlığı ve sanatı bu mu? Yani sanatçı olmak için ve ülke
gündeminde ilk sıralarda yer almak için onlar gibi mi yapmak gerekmektedir?
Türkiye de sofrasında ikinci bir tabak yemeği bulamayan, hatta sadece ekmek
parası bulmak için bir ay boyunca köle gibi çalışmak zorunda kalan insanların
çocuklarına izlettirilen bu burjuva hayatların hangi gaye için ön plana
çıkarıldığı gayet açıktır. Bu örnek gösterilen insanların yaptıkları, Müslüman
toplumun uğrunda canını hiç çekinmeden verebileceği değerleriyle adeta alay
edercesine televizyonlarda izlettirilmektedir. Bırakın Müslümanlığı insan olan
birisinin bile asla kabul etmeyeceği bir şekilde orta malı olmuş kadınların
hayatlarının her gün evimizin başköşesinde yer alması, yıllardır planlı olarak
sürdürülen yozlaştırma çalışmalarının tezahürüdür.
Çevrilen dizi filmler, sinema
filmlerinde işlenen konular, hep Müslümanların kutsal değerlerini aşağılayıcı
ve şiddete yönelik olarak seçilmektedir. Filmlerde seçilen sapık ve alay
konusu şarlatan karakterlerin özellikle Allah’ın isimleri ile
isimlendirilmeleri, zorda kalan bir kadının namusunu sattığı, aldatma,
öldürme, çalma, çarpık ilişkiler ve seks üzerine yazılmış senaryolar ile
filmleri hazırlayanların iyi niyetli olduklarını düşünmek mümkün değildir. Bu
filmlerde ortaya konan senaryolar insanların bilinçaltına yerleştiğinden
normal hayatta da aynen gerçekleşmektedir.
Yeryüzünün beynelmilel
alçaklarının ve kahpelerinin birbirleriyle olan zinalarını aşk, hayat
tarzlarını da bu ümmete örnek hayat tarzıymış gibi televole programları ile
gösteren bazı aşağılık medya organları hiç şüphe yok ki, içlerindeki zehri
kusarak ümmeti her gün zehirlemektedirler. Bu aşağılık insanların beyefendi ve
hanımefendi kabul edilip, örnek insanlar olarak gösterilerek, asıl saygı ve
sevgiyi hak eden insanların geri plana itilmesi, açılıp, saçılmanın çağdaşlık,
kapalı insanların da inançlarının gericilik sayılması gelinen noktanın ne
kadar acı olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bir gazete düşünün ki,
haberden çok fahişe resimleri ile donatılmış. Örnek alınan Avrupa da bile
böyle çıplaklık alenen gazetelerde yer almazken söz konusu aşağılık mihraklar
tarafından çıkarılan bu gazete paçavralarının bu pislik dolu müstehcenliği
alenen yayınlamaları hangi iyi niyetle izah edilebilir?
Açılmayı ve her yerini ortaya
dökmeyi çağdaşlık olarak gören bu aşağılık insanların isimlerine bakıldığında
Müslümanların isimlerini taşıdıkları görülecektir. Ancak şurası kesindir ki,
bu insanların adı Mehmet de olsa, Ali de olsa, Emin de olsa, onlar kâfirlerin
ta kendileridir.
Kâfirlik Avrupa, Amerika ve
İsrail’e ait bir olgu değil, vasıflarını taşıyan herkesin sahip olabileceği
bir şeydir. Yani Müslüman’ım diyen gereğini yapacaktır. Şayet kâfir gibi
davranıp ta, hala Müslüman olduğunu iddia ederse, bu durumda da münafık olur
ki; bu daha kötü bir sıfattır. İşte bu zalimler, bu alçak hainler aşağılık
gazetelerinde her türlü pisliği yayınlayarak yıllardır Müslüman mahallesinde
salyangoz satmaktadırlar. Burada anlaşılması güç olan ise Allah’a ve Rasulüne
iman ettiklerini iddia edenlerin bu tip gazete ve dergilere itibar etmeleri ve
onlara para kazandırmalarıdır.
Müslümanlar yıllardır
dinlerinden yoksun bir eğitimle ahlaksızlaştırıldığı için, namus kavramı,
sadakat, adalet ve utanma nedir öğretilmediği için geçmişte helak olan
kavimlerin bütün vasıflarını taşıyan toplumlar haline gelmiştir. Livata,
adaletsizlik, hayvan dövüştürme, zinanın her türlüsü, lezbiyenlik, çocuk
pornosu, çocukları öldürme, tecavüz, intihar, hırsızlık, deyyusluk, hile,
sahtekarlık, organ ticareti, uyuşturucu ticareti vb. işler artık Müslüman
toplumlarda her gün boy göstermektedir. Artık; Şunu da görmemiştik
denilebilecek yaşamamıştık diyebileceğimiz bir olay kalmamıştır. İnsanlar
evlerinden dışarıya çıkarken büyük bir endişe ile çıkmakta, akşam evine
kazasız, belasız dönebileceğinden emin olamamaktadır. Günümüzde insan
gerçekten haddi aşmış ve çok tehlikeli bir yaratık haline gelmiştir.
İslam hiçbir kötülüğe ve
fuhşiyata asla müsaade etmez. Hakkıyla iman edenden asla kötülük beklenemez.
Ancak İslam’ı bilmeden ama İslam’dan habersiz olarak yaşayan Müslümanlar adeta
İslam’ın önünde perde olmaktadırlar. Bu insanlara bakıp ta İslam’ın
güzelliklerini göremeyenler bu perde arkasındaki güzellikleri
göremediklerinden İslam’a savaş açmaktadırlar. Oysa İslam bütün bu kötülüklere
savaş açmıştır.
Tarihte Dünyanın en güçlü
ordularına karşı savaşarak her şeyini feda edip, Çanakkale geçilmez dedirten
bir milletin çocukları büyük bir işgal altında bulunmaktadır. Savaş meydanında
geçilemeyen Çanakkale maalesef bu gün geçilmiş, ülkenin her bir yanı manen ve
ahlaken işgal edilmiştir.
Buldukları her fırsatta
İslam’a ve Müslümanlara saldıran batı aşığı ve Amerikan uşağı mihraklar
efendileri tarafından kendilerine biçilen görevi ifa etmekte çok başarılı
oldular. Ve onlardan başka bir davranış beklemek safdillik olur. Asıl üzücü
olan Müslümanların bu oyunlar karşısında hiçbir şey yapmadan gaflet içinde
yaşamalarıdır.
Bütün bu çalışmalar
neticesinde Müslüman toplumlar öyle bir asimilasyona uğradı ki; adeta
Hıristiyanlaştı, adeta Yahudileşti ve hatta ateistleşerek en küçük bir endişe
taşımadan anlamsız bir varlık olarak hayat sürdürmektedir.
Buradan çağrımız şudur ki:
Gelin aklımızı başımıza toplayalım gerçek manada iman edelim ve kardeşler
olalım, sevelim, sevilelim inanın bu dünya kimseye kalmaz. Gözlerimizi
kapattığımızda hiçbir pişmanlık işe yaramayacak. İnsanları gerçek İslam ile
tanıştıralım ve onlara bu eğitimi vermekten korkmayalım. Kötülüklerden
kurtulmanın ve toplumsal huzurun tek yolu budur. Her insanın kalbine bir bekçi
koymadıkça kötülükleri engellemek mümkün değildir. Bunun tek yolu da ahiret
inancıdır. Bu inanç insanlara verilmez ise insanın bu dünyada huzur içerisinde
yaşaması mümkün değildir.
Hep birlikte birbirimizi
anlamaya çalışalım herkes inancını yaşasın kimse bir başkasını inancı yüzünden
zorlamasın. Şayet bu halde anlamsız bir inatla devam edersek bir gün hepimiz
bundan zarar göreceğiz. Ama iş işten geçmiş olacak.
Serkan
KÖYLÜ
|
|
|