KURAN DA CİHAD |
2006-11-06 |

Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar
(savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla
beraberdir.
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ
لَكُمْ وَعَسى اَنْ تَكْرَهُوا شَيًْا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسى اَنْ
تُحِبُّوا شَيًْا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا
تَعْلَمُونَ
2/216. Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha
hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü
olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
فَلْيُقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ الَّذينَ
يَشْرُونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا بِالْاخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ
فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتيهِ اَجْرًا عَظيمًا
4/74. O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda
savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona
yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.
وَمَالَكُمْ لَاتُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّهِ
وَالْمُسْتَضْعَفينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذينَ
يَقُولُونَ رَبَّنَا اَخْرِجْنَا مِنْ هذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَا
وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصيرًا
4/75. Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu
şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı
yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!
فَقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ لَا
تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنينَ عَسَى اللّهُ اَنْ يَكُفَّ
بَاْسَ الَّذينَ كَفَرُوا وَاللّهُ اَشَدُّ بَاْسًا وَاَشَدُّ تَنْكيلًا
4/84. Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu
tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar
(güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve cezası
daha şiddetlidir.
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا قَاتِلُوا
الَّذينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا
اَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقينَ
9/123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve
onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla
beraberdir.
لَا يَسْتَوِى الْقَاعِدُونَ مِنَ
الْمُؤْمِنينَ غَيْرُ اُولِى الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّهِ
بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدينَ بِاَمْوَالِهِمْ
وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنى
وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدينَ عَلَى الْقَاعِدينَ اَجْرًا عَظيمًا
4/95. Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve
canlarıyle Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları
ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah
hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok
büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً
وَرَحْمَةً وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا
4/96. Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok
bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا
وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ
دُونِ اللّهِ وَلَارَسُولِه وَلَاالْمُؤْمِنينَ وَليجَةً وَاللّهُ خَبيرٌ بِمَا
تَعْمَلُونَ
9/16. Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden
başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı
mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
لكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذينَ امَنُوا
مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاُولئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ
وَاُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
9/88. Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla
cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin
kendileridir.
اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى
مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ
9/89. Allah, onlara içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan
cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kazanç budur.
اِنَّ اللّهَ اشْتَرى مِنَ الْمُؤْمِنينَ
اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ
اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى التَّوْريةِ
وَالْاِنْجيلِ وَالْقُرْانِ وَمَنْ اَوْفى بِعَهْدِه مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُوا
بِبَيْعِكُمُ الَّذى بَايَعْتُمْ بِه وَذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ
9/111. Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek)
cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar,
öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak
bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde
O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu,
(gerçekten) büyük kazançtır.
وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغيرَةً
وَلَا كَبيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ
اللّهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
9/121. Allah onları, yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırmak için
küçük büyük yaptıkları her masraf, geçtikleri her vâdi mutlaka onların lehine
yazılır.
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا هَلْ
اَدُلُّكُمْ عَلى تِجَارَةٍ تُنْجيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ
61/10. Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size
göstereyim mi?
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ
وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ
طَيِّبَةً فى جَنَّاتِ
61/11. Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda
cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ
وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ
طَيِّبَةً فى جَنَّاتِ عَدْنٍ ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ
61/12. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden
ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en
büyük kurtuluş budur.
وَاُخْرى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ
اللّهِ وَفَتْحٌ قَريبٌ وَبَشِّرِالْمُؤْمِنينَ
61/13. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir
fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.
كَمَا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ
بِالْحَقِّ وَاِنَّ فَريقًا مِنَ الْمُؤْمِنينَ لَكَارِهُونَ
8/5. (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde,
Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.
يُجَادِلُونَكَ فِى الْحَقِّ بَعْدَ مَا
تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
8/6. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.
وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّهُ اِحْدَى
الطَّائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ
تَكُونُ لَكُمْ وَيُريدُ اللّهُ اَنْ يُحِقَّ
8/7. Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan)
birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin
olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş
ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا
وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ
تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِى الْميعَادِ وَلكِنْ لِيَقْضِىَ اللّهُ اَمْرًا
كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيى مَنْ حَىَّ
عَنْ بَيِّنَةٍ وَاِنَّ اللّهَ لَسَميعٌ عَليمٌ
8/42. Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında (Medine
tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da
sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş
olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah,
gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle
gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için
(böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
اِذْ يُريكَهُمُ اللّهُ فى مَنَامِكَ قَليلًا
وَلَوْ اَريكَهُمْ كَثيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِى الْاَمْرِ
وَلكِنَّ اللّهَ سَلَّمَ اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
8/43. Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok
gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz.
Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.
وَاِذْ يُريكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ
فى اَعْيُنِكُمْ قَليلًا وَيُقَلِّلُكُمْ فى اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِىَ اللّهُ
اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا وَاِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
8/44. Allah, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında)
karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların
gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler Allah'a döner.
اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا
اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُكُمْ اَوَّلَ
مَرَّةٍ اَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ
مُؤْمِنينَ
9/13. (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya
kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı
savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler
iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.
قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ
بِاَيْديكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ
مُؤْمِنينَ
9/14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları
rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini
ferahlatsın.
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ
اللّهُ عَلى مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ
9/15. Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin
tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
فَاِذَا لَقيتُمُ الَّذينَ كَفَرُوا
فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتّى اِذَا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ
فَاِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَاِمَّا فِدَاءً حَتّى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَا
ذلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلكِنْ لِيَبْلُوَا
بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذينَ قُتِلُوا فى سَبيلِ اللّهِ فَلَنْ يُضِلَّ
اَعْمَالَهُمْ
47/4. (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun.
Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş
sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu
ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek
ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa
çıkarmaz.
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّى نَعْلَمَ
الْمُجَاهِدينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرينَ وَنَبْلُوَا اَخْبَارَكُمْ
47/31.Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve
haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.
|
|
|