KONUYLA İLGİLİ BAZI AYETLER
اِلَيْهِ يَصْعَدُ
الْكَلِمُ الطَّيِّبُ
وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ
يَرْفَعُهُ
“
Pâk söz ona yükselir,
güzel ameli de O
yükseltir”
Fatır 35/10
اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِى
السَّمَاءِ اَنْ يُرْسِلَ
عَلَيْكُمْ حَاصِبًا“
Emin mi oldunuz o gökte
olanın üzerinize taş
yağdıran bir rüzgar
göndermesinden?”
Mülk 67/17
ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ
فى يَوْمٍ كَانَ
مِقْدَارُهُ اَلْفَ
سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ
Sonra bütün bu işler,
sizin hesabınıza göre
bin yıl tutan bir günde
Ona yükselir.
Secde 32/5
اِنَّ
رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ فى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ
اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ
“Muhakkak ki. Rabbiniz o
Allah Teâlâ'dır ki,
gökleri ve yeri altı
günde yarattı. Sonra arş
üzerine istiva buyurdu.”
Yunus 10/3 – Araf 7/54
- Rad 13/2
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا
هَامَانُ ابْنِ لى
صَرْحًا لَعَلّى اَبْلُغُ
الْاَسْبَابَ
(36)
اَسْبَابَ السَّموَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلى اِلهِ مُوسى وَاِنّى لَاَظُنُّهُ كَاذِبًا
37
“ Ve Firavun dedi ki: Ey
Hâman!. Benim için bir
yüksek köşk yap, Belki,
ben yollara ulaşırım.
Göklerin yollarına
ererim de Mûsa'nın
Allah'ını görürüm ve
şüphe yok ki, ben O'nu
bir yalancı sanıyorum.”
Mü’min 40/36-37
تَعْرُجُ الْمَلئِكَةُ
وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فى
يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ
خَمْسينَ اَلْفَ سَنَةٍ
Melekler ve Rûh, Onun Arşına; miktarı elli bin sene
olan bir günde yükselirler.
Meariç 70/4
اَلرَّحْمنُ عَلَى
الْعَرْشِ اسْتَوى “Rahman
arş’a istiva etti”
Taha 20/5
خَلْفِه تَنْزيلٌ مِنْ
حَكيمٍ حَميدٍ
“o
(Kur’an) Hakîm ve Hamîd
tarafından
indirilmiştir.” Fussilet
41/42
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ
الْاَعْلى
“
En üstte olan Rabbini
adını tesbih et”
A’la 87/1
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ
الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ
“Deki:
Kur-an’ı Ruhul Kudüs
(Cebrail) Rabbinin
katında indirmiştir.” Nahl 16/102
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ
مِنْ فَوْقِهِمْ
“
Üstlerinde olan Rablerinden korkarlar.”
Nahl 16/50
KONUYLA İLGİLİ BAZI HADİSİ
ŞERİFLER
1-
Rivayete göre
Peygamberimiz (s.a.v.)
İsra ve Miraç hakkında
ashabına haber verdiği
hadisi şerifte uzunca
geçen olaylardan
bahsetmektedir. Ancak
konumuzla ilgili olan
kısmı:
a) Burak adında bir binit
ile göğe yükselmesi ve
Cebrail (a.s.) ile
birlikte âli makamlara
çıkmak üzere merdivene
bindirildiğini ve onunla
birlikte yükseldiğini
sırasıyla
dünya semasına, oradan
birinci, ikinci, üçüncü
derken yedinci kat
gökten sonra sidre-i
münteheya çıktığını
haber vermiştir.
b)
Kendisine ikramda
bulunulduktan sonra 50
vakit namaz
emredildiğini,
dönerkende Musa (a.s.)’a
uğradığını ve onunda ne
ile emrolundun? diye
sorduğunu ve kendisinin
de 50 vakit namazla
emrolundum demesi
üzerine Musa (a.s.) “her
gün 50 vakit namaza
ümmetinin gücü yetmez.”
dediğini ve tekrar
Rabbine müracaat
ettiğini dönüşte tekrar
Musa (a.s.)’a uğraması
ve bu gelip gitmeler
neticesinde namazın 5
vakte indirilmesi
hadisesi.
2- “Gökte olanın
emini olduğum halde bana
güvenmeyecek misiniz?
Bana göğün haberleri
sabah akşam gelir.”
3-
“Ey gökte olan Allah,
Ey Rabbim, ismin
mukaddestir. Emrin ve
işin gökte ve
yerdedir.Rahmetin
göktedir. Onu yere
lütfet, günahlarımızı,
hatalarımızı bağışla.
Sen iyilerin Rabbi;
rahmetinden bir rahmet
indir. Bu ağrıya
şifalardan bir şifa
indir.”
4-
“Allah
mahlukatı yaratınca
Arş’ın üzerinde yanına
konulmuş
bir kitaba rahmetim
gazabımı geçti
yazmıştır.”
5-
“Allah haya sahibidir,
yüce ve cömerttir.
Kul kendisine el açtığı,
ellerini göğe kaldırdığı
zaman
onun elini boş
çevirmekten haya eder.”
6-
Cabir bin Abdillah
(r.a)’den gelen
rivayetle veda
hutbesinde “Tebliğ ettim
mi ?” buyuruyor. Sahabe
de evet diyorlardı.
Bunun üzerine parmağını
göğe kaldırıyor,
sonra onlara çeviriyor,
Allah’ım şahit ol
buyuruyor ve defalarca
tekrar ediyordu.”
7-
“
Allah’ın her gece son
üçte biri kaldığında
dünya semasına indiği,
elini açarak var mı bir
isteyen?” buyurması
8-Ebû
Hüreyre radiya'llâhu
anh'den: Şöyle
demiştir: Resûlullâh
salla'llâhu aleyhi ve
sellem buyurdu ki: (Her
gün) birtakım melâike
geceleyin, diğer takım
melâike de gündüzün
yekdiğeri müteakip size
gel(ip içinizde
kal)ırlar. Bunlar sabah
ile ikindi namazlarında
buluştukdan
sonra (evvelce) içinizde
kalmış olanlar semâya
rucu ederler.
Rabları (Teâlâ ve
Tekaddes Hazretleri
namaz kılmış kullarının)
hallerine a'lem iken
(yine o meleklere:
"Kullarımı ne halde
bıraktınız?" diye sorar.
Onlar da: "Onları namaz
kılarken bıraktık.
Nitekim namaz
kılarlarken bulmuştuk."
cevâbını verirler.
9-
“Yazıklar olsun sana
Allah’ın ne demek
olduğunu bilmiyor musun?
Allah’la kullarının
hiçbirinden şefaat
istenilmez. Allah’ın
(c.c.) şanı bundan
yücedir.
Allah arş’ı üzeredir,
işte böyle (diyerek
parmaklarını kubbe gibi
yaptı)
10-
Zeynep (r.a.)
Rasulullah’ın diğer
hanımlarına karşı övünür
ve “sizleri aileniz
evlendirdi.
Beni ise, yedi göğün
yukarısından Allah
evlendirdi.”
derdi.
11-
Süreyc b. En-Numan haber
verdi ve dedi ki; Malik
b. Enes’i işittim şöyle
diyordu: “Allah
göktedir. İlmi ise her
yerdedir. İlminin
olmadığı bir yer yoktur.”
12-
Ruhun kabzı ile ilgili
hadiste “….nihayet
Allah’ın bulunduğu göğe
o ruhu götürür.”
13-
Hz. Peygamber vefat
ettiğinde Ebubekir
Sıddîk “Ey insanlar!
Eğer siz Muhammed’e
tapıyorsanız biliniz ki
o vefat etmiştir.
Yok eğer gökte olan
ilaha
tapıyorsanız. O vefat
etmemiştir” dedi ve
sonra da “Muhammed
sadece bir peygamberdir
ve ondan önce de (nice)
peygamberler gelip
geçmiştir. Eğer o ölür
veya öldürülürse
topuklarınız üzerinde
geriye mi döneceksiniz?
Kim topukları üzerinde
geriye dönerse (bilsin
ki) o Allah’a hiç bir
zarar veremez! Muhakkak
Allah şükredenlerin
mükafaatını verecektir!”
(Âl-imran/144)
âyet-i kerimesini okudu.
14-
Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem
câriye’ye: “Allah
nerede” diye sormuş,
câriye: "Semâdadır",
diye cevap vermiş.
Bu sefer: “Ben kimim?”
diye sormuş, câriye
yine: “Sen Allah’ın
Rasûlüsün” deyince,
Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem: “Sen
bunu azad et, çünkü o
mü’min
birisidir”demiştir.
15-
Rasûlullah-sallallahu
aleyhi ve sellem buyurdu
ki: “Merhametli
olanlara, Rahmân olan
Allah Teâlâ da merhamet
eder. Dünya ehline
merhamet edin ki,
semâdaki Rahmân olan
Allah
Teâlâ da size merhamet
etsin.”
BAZI ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ
1-
İmam Ebu Hanife Allah
ona rahmet etsin şöyle
buyurmuştur: “Her kim,
Rabbim gökte mi yoksa
yerde midir? bilmiyorum’
derse kâfir olur."
Yine: ‘O, arşının
üzerindedir. Fakat arş
gökte midir, yerde midir
bilmiyorum’ diyen kimse
de kâfir olmuştur.”
“Allah Teâlâ göktedir,
yerde değil.”
Kendisine: “O sizinle
beraberdir” (Hadid
Sûresi: 4) âyetini
hatırlatan adama:
Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen
gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi.
2-
İmam Mâlik Allah ona
rahmet etsin şöyle
buyurmuştur: “Allah
semâdadır. İlmi ise her
yerde’ derdi.”
3- İmam
Şafii Allah ona rahmet
etsin şöyle
buyurmuştur: “İmam
Mâlik, Süfyan ve
onlardan başka Ehli
Sünnet önderlerinden
gördüğüm ve benim de
üzerinde olduğum hak
olan söz şudur;
Allah’tan başka ilâh
olmadığına ve Muhammed
sallallahu aleyhi
vessellem’in Allah’ın
Rasûlü olduğuna şehâdet
edip, Allah Teâlâ'nın
da semâsında arşının
üzerinde olduğunu,
istediği gibi kullarına
yaklaşıp ve istediği
gibi de dünya semâsına
indiğini ikrar
etmektir.”
4-
İbn Teymiyye – Allah ona
rahmet etsin söyle
buyurdu : “Allah zatıyla
her yerdedir diyenler
Kur-an’a, sünnete ve
ümmetin selefi ile
imamlarının icmaına
muhalefet etmekle
birlikte Allah’ın
kullarının üzerinde
yarattığı fıtrata, sâlih
akla ve bir çok delile
muhalefet
etmektedirler.”
5-
Sevri, Malik, ibn uyeyne,
Hammad ibn Selame,
Hammad ibn Zeyd, İbnü’l
Mübarek, Fudayl ibn İyad,
Ahmad, İshak, Abdulkadir
el cili, Şeyhül İslam
el-Ensari Ebu’l Abbas
et-Turuki ve sayısını
ancak Allah’ın bildiği
bir çok İslam alimi ve
imamı yüce Allah’ın
bizâtihi arş’ı üstünde
ve ilminin her yerde
olduğunda görüş birliği
etmişlerdir.
GÖK VE ARŞ
اَللّهُ الَّذى رَفَعَ
السَّموَاتِ بِغَيْرِ
عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ
اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ
Allah Odur ki gökleri, sizin
de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti. Sonra da Arşı üzerine istiva etti.
Rad 13/2
فَقَضيهُنَّ سَبْعَ
سَموَاتٍ فى يَوْمَيْنِ
وَاَوْحى فى كُلِّ
سَمَاءٍ اَمْرَهَا
وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ
الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ
وَحِفْظًا
“Derken, iki
gün içinde, gökleri yedi
kat olarak şekillendirdi
ve her bir göğe
kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya
semasını kandillerle,
yıldızlarla süsledik,
bozulup yıkılmaktan
koruduk.”
Fussilet
41/12
وَبَنَيْنَا
فَوْقَكُمْ سَبْعًا
شِدَادًا “Üstünüzde
yedi sağlam gök bina
ettik.”
Nebe
78/12
Ebu Razin der ki; Ya
Rasulallah Rabbimiz
gökleri yaratmadan önce
nerede idi ? dedim
buyurdu ki: “Altında da,
üstünde de hava olmayan
ama’da idi sonra Arş’ını
su üzerinde yarattı.”
“ Dünya seması ile onu
takip eden sema arası
beş yüz senedir. Her
sema arası beş yüz
senedir. Arş su
üzerindedir. Allah ise
arş üzerindedir ve O
sizin ne halde
olduğunuzu bilir.”
“Şüphesiz Allah (c.c.)
arş’ı üzerindedir. Arş’ı
da yerin ve göklerin
üzerinde şu şekildedir.
Diyerek parmaklarını
kubbe gibi birleştirdi.”
S O N U Ç
1-
İmân’ın en öncelikli
meselesi olan Allah
inancının peygamber
tarafından muallakta
bırakılması peygamberin
“sizi gecesi ile gündüzü
apaydın bir yol üzere
bıraktım” sözüne ters
düşer. Şayet
Peygamberimiz o dönemin
insanlarına getirmiş
olduğu dinin emirlerini
buyuran Allah’ın nasıl
bir Allah olduğunu ve
nerede olduğunu
bildirmemiş ve bu konuyu
netleştirmemiş olsaydı
kendisi sağ iken ve
vefat edince sahabe
arasında bu konuda bir
çok ihtilaf çıkardı.
Ancak sahabe arasında
böyle bir ihtilaf
olmamıştır. Ayrıca
Allah’ı bilmek dinin
temeli ve hidayetin
esasıdır.
2-
Yukarda geçen birçok
ayet ve hadislere göre
Allah’ın gökte ve arş’ı
üzerinde olduğu hakkında
hiçbir şüphe yoktur.
Ancak keyfiyeti hakkında
yorum yapmak bid’attir.
Çünkü Peygamberimiz ve
sahabe keyfiyeti
hakkında yorum
yapmamışlar, lafza
inanıp manayı Allah’a
havale etmişlerdir.
3-
“Mekandan
münezzehtir.”
veya“
Allah her yerdedir.”
gibi cümleler Kur-an’da
geçmemiş ve ne
peygamberimizden, nede
sahabe tarafından
naklolmamıştır. Şayet bu
doğru olsaydı; Yukarda
geçen hadislere göre
Peygamberimiz yüce
Rabbimize mekan tayin
etmekte ve (haşa) küfre
düşmektedir. Bu görüşün
ne kadar da ahmakça ve
çürük bir görüş olduğu
akıl sahipleri için
gayet açıktır.
4-
Allah inancının bu kadar
karmaşık hale
sokulmasının en önemli
nedenlerinin başında
felsefeye aşırı şekilde
dalan insanların basit
ifadelerden bile değişik
manalar çıkarmaya
çalışmalarıdır. Felsefi
alandaki sapık fikirli
insanların karıştırdığı
kafa yapılarıyla
Rabbimizi öyle bir
anlattılar ki; sahabe-i
kiram bile gelse her
halde bir şey
anlayamazdı. Onlar çaba
sarf ettikçe Allah
zihinlerini karıştırdı.
Oysa peygamberimize
ashabının, Allah’ın
gökte olmasının zâtıyla
mı? Yoksa sıfatlarıyla
mı? Diye soru
sorduklarına dair bir
rivayet bulunmamaktadır.
Çünkü bu mesele soru
sormaya gerek kalmayacak
şekilde açık olarak
anlaşılmaktadır.
“O zahirdir,(her şeyin
üstündedir) batındır,
ilmiyle her şeyi
kuşatır.”
Hadid 57/3
ayeti kerimesi zâtının
gökte, ilminin ise her
yerde olduğuna delildir.
Çünkü ayette Allah her
şeyi kuşattı demiyor ki;
İlmi her şeyi kuşattı
diyor.
İbn Teymiyye şöyle der:
“Zat ve mahiyet kadim ve
muhdes diye ikiye
ayrılıp, Rabbinin
mahiyeti zâtının aynısı
(kendisidir).”
“Ehli sünnet ve cemaatin
görüşü yüce Allah’ın
sıfatlarının gerçek
olduğudur. Hatta kemal
sıfatları onun zâtının
bir gereğidir. Lâzimi
kemal sıfatları olmadan
zâtının sübutu
imkansızdır. Hatta
sıfatları bulunmayan bir
zât’ın gerçeklik
kazanması mümkün
değildir.
Allah göktedir ama zatı
her yerdedir gibi bir
ifade naklolmadığı gibi,
bunun bu şekilde
anlaşılması ne akla nede
mantığa sığmaz.
5-
Felsefecilerin ve
filozofların ümmeti
sürükledikleri kelime ve
kavram kargaşasına karşı
İslam’ın cevap verecek
elbette delilleri
vardır. Ve bu meseleleri
delilleriyle izah etmek
tevil değildir. Ancak
Allah ve Rasulünün
izâhatı dışında konunun
mahiyeti hakkında yorum
yapmak tevil ve
bidattir. Şayet bu
akımlara İslam’ın
gerekli ve yeterli izahı
olmasaydı bu dinin
müntesiplerinin de kalbi
mutmain olmazdı.
6-
“O Yüce Mabud ki, senin
üzerine Kurânı indirdi.
Ondan bir kısmı muhkem
âyetlerdir ki, onlar o
kitabın aslıdır. Diğer
bir kısmı da müteşâbih
âyetlerdir. Artık
kalplerinde eğrilik
bulunan kimseler fitne
aramak ve onu tevil
arzusunda bulunmak için
o kitaptan müteşâbih
olanına tâbi olurlar.
Halbuki, onun tevilini
Allah Teâlâ'dan başkası
bilemez. İlimde rüsuh
sâhibi olanlar ise "Biz
ona îman ettik, hepsi de
Rabbimizin katındandır
derler. Bunları tam
akıllı zatlardan başkası
düşünemez”
sahabe-i kiram da ayeti
kerimede buyurulduğu
gibi davranarak tevil
yapmamışlardır.
7-
Rabbimizin sıfatları ile
insanların sıfatları
arasındaki benzerlik
sadece isim
benzerliğidir. O
yarattıklarına benzemez
ve yarattıklarından
ayrıdır. O, akla gelen
her şeyden, hayalde
canlandırılan her şeyden
münezzehtir. Çünkü
ayette “ Değil O’na
benzer, benzer gibi olan
bile yoktur. O,
işiticidir, görücüdür.”
Şura 42/11
buyurulmaktadır.
8-
Allah’ın kullarına yakın
olması, kullarıyla
beraber olması; O’nun
kullarını her an görmesi
ve her hallerini
bilmesidir.
“ Korkmayın ben sizinle
beraberim, işitiyorum ve
görüyorum”
Nahl 16/128
Allah (c.c.) nerede
olursanız olun sizin
yanınızdayım demiyor ki,
sizinle beraberim
buyuruyor. Yani
beraberinde olmakla
yanında olmak tabiri
farklı manalar ifade
eder. Çünkü beraberinde
olmak bitişiklik
olmaksızın bir
beraberliktir. Mesela,
“Ay ile beraber gece
yürüyüş yaptık” diyen
birisi hakikatte ay ile
yan yana yürüyebilir mi?
9-
Biz ona şah damarından
yakınız diye geçen
ayette belirtilen
yakınlık sağında ve
solundaki meleklerin
yakınlığıdır. Çünkü
ayetin devamında “ onun
sağında ve solunda
oturan iki alıcı (melek
onun yaptıklarını)
kaydetmektedir.
buyurulmaktadır.
Allah’ın
yakınlığı asla zatının
yakınlaşması değildir.
“Bana bir karış
yaklaşana bir arşın
yaklaşırım, bir arşın
yaklaşana bir kulaç
yaklaşırım. Bana
yürüyerek gelene koşarak
gelirim.”
buyurulmaktadır.
Bu hadisi kutside
mecazi bir ifade olduğu
gayet açıktır. Çünkü bir
karış yaklaşmak ve
koşarak gelmekten
maksat; kulun itaatle
Rabbine yaklaşarak
rızasını kazanmasıdır.
“Rabbine yaklaşmak için
vesile ararlar”
İsra 17/57
ayet-i kerimesinde
buyurulduğu gibi
yaklaşmak itaatle onun
rızasını celbetmektir.
“Bazı kimseler yanılgıya
düşerek Allah’ın
yakınlaşmasını
insanlarının
bedenlerinin
yakınlaşması türünden
olduğunu sanırlar.”
Mus’ab KÖYLÜOĞLU
musab@rahmet.org
Buhari-mevakid 16 ,
Müslim
Buhari- megazim 61
,Müslim- zekat
Ebu Davut – tıp ,
Ahmed 4/21
Buhari-tevhid
,Müslim-tevbe
Tirmizi- Ebu Davut-
Ahmed
Buhari-mevakit,
Müslim-mesacid
Ebu Dâvud, Tirmizi,
Ahmed sahih bir
senetle rivayet
etmişlerdir.
Ebu Dâvud, Mesailu’l
–İmam Ahmed
İstiva risalesi
-131-İbn Teymiyye
İstiva risalesi
-191- İbn Teymiyye
Ahmed 2/26 – Ebu
Davut – İbn Mace
İstiva
risalesi –İbn
Teymiyye
İstiva risalesi İbn
Teymiyye 203-205
Buhari-tevhid,
Müslim-zikir,
Tirmizi
İstiva risalesi
-139- İbn Teymiyye