:: www.rahmet.org = Bidat-Hurafe-Video-Uydurma hadisler-Kitap-İndir-The Quran ::

Akaid
 
MÜTEŞABİH AYETLER
2004-10-15

        Yüce Rabbimiz Allah (c.c.) Kuran’ı Keriminde ve Peygamberimiz (s.a.v.)’de hadislerinde Rabbimizi şanına, azametine ve kudretine layık bir şekilde tanıtmıştır. İslam’ı kendisine din olarak seçen bir insan gaibe iman etmek zorundadır. Yani görmediği Allah’a, görmediği ahrete ve hesap gününe iman etmesi gerekir. İmtihanın özü de bununla bağlantılıdır. Şayet insanlar Allah’ı, azametini ve ahrette başına gelecekleri açık bir şekilde görmüş olsalardı, Allah’a itaat etmeyen, ahrete iman etmeyen ve günah işleyen kimse kalmaz ve imtihanın da bir manası olmazdı.

         Allah (c.c.) kendisine ait olan sıfatlardan, kullarının bilmesi gerektiği kadarını bir çok ayette bildirmiştir. Peygamberimiz ve Ashabı bu kadarıyla yetinmiş ve müteşâbih ayetleri tevil etmemişler, Rabbimizi onun kendisi hakkında verdiği bilgilere dayanarak sıfatlandırmışlardır. ve bunun ötesine geçip kendi kafalarından tevil’de bulunmamışlardır. Bu konuda Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır;

هُوَ الَّذى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ ايَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَاْويلِه وَمَا يَعْلَمُ تَاْويلَهُ اِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ يَقُولُونَ امَنَّا بِه كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّناَ وَمَا يَذَّكَّرُاِلاَّ اُولُوا الْاَلْبَابِ

          “O Yüce Mabud ki, senin üzerine Kurânı indirdi. Ondan bir kısmı muhkem âyetlerdir ki, onlar o kitabın aslıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. Artık kalplerinde eğrilik bulunan kimseler fitne aramak ve onu tevil arzusunda bulunmak için o kitaptan müteşâbih olanına tâbi olurlar. Halbuki, onun tevilini Allah Teâlâ'dan başkası bilemez. İlimde rüsuh sâhibi olanlar ise "Biz ona îman ettik, hepsi de Rabbimizin katındandır derler. Bunları tam akıllı zatlardan başkası düşünemez” [1]

          Buna rağmen bazı insanlar Peygamberimiz ve ashabının bu konudaki davranışlarını dikkate almadan büyük bir cüret göstererek tevil yoluna gitmişlerdir. Hal bu ki sahabe bırakın tevil etmeyi, tevil edenleri bidat’çi olarak görüp yanlarından kovmuşlardır.

          Rabbimizin sıfatları ve müteşâbih ayetler hakkında tevil yapanlar gerek ilmen ve gerekse halk nazarında ne kadar büyük bir yere sahip olurlarsa olsunlar bidatçidirler. Bu tip bidatçilere Hz. Ömer (r.a.) kendine has üslubu ile bakınız nasıl davranıyor; Iraklı Sabîg, askerler arasında Kuran’ın müteşâbihlerini soruyordu. Mısır’a geldi. Amr İbnü’l-As onu muhafızla Ömer’e gönderdi. Ömer elçiden mektubu alıp okuduktan sonra “Adam nerede” dedi. Muhafız “Dışarda bekliyor” dedi. Ömer “Dikkat et, kaçmasın. Eğer kaçarsa senin canını yakarım” dedi. Muhafız Sabîg’ı Ömer’e getirdi. Ömer “Sen neleri soruyorsun?” dedi. O da sorduklarını Hz. Ömer’e anlattı. Hz. Ömer bana “Sopaları getir” dedi. Sabîğ’ı yara bere içinde bırakıncaya kadar dövdükten sonra bıraktı. Sabîğ’ın yaraları iyileştikten sonra onu tekrar çağırıp aynı şekilde dövüp serbest bıraktı. Sabîğ iyileşince Hz. Ömer onu tekrar dövmek için çağırttı. Sabîğ “Ey Mü’minlerin Emîri! Eğer beni öldürmek istiyorsan güzel bir şekilde öldür. Eğer beni tedavi etmek istiyorsan, Allah’a yemin ederim ben tedavi oldum” dedi. Böylece Hz. Ömer ona memleketine gitmeye izin verdi. Ebu Musa el-Eş’arî’ye de Müslümanlardan hiç kimsenin onunla oturmamasını emretti. Bu durum Sabîğ’a çok ağır geldi. Ebu Musa, Hz. Ömer’e “Adamın durumu düzeldi” diye yazdı. Hz. Ömer “O halde halka onunla oturma izni ver” diye cevap yazdı. [2]

            Benî Temim’den Sabîğ adında bir adam Medine’ye geldi. Yanında kitaplar bulunuyordu. Bu, Hz. Ömer’in kulağına geldi. Hz. Ömer onun getirilmesi için haber gönderdi ve onu dövmek için hurma ağaçları hazırlamıştı. Hz. Ömer’e vardığında “Sen kimsin?” dedi. Onun “Ben Allah’ın kulu Sabîğ’im” demesi üzerine de “Ben de Allah’ın kulu Ömer’im” dedi ve işaret ederek adamı yara bere içinde bırakıncaya kadar dövdürttü. Adamın yüzünden kanlar akıyordu ve “Ey Mü’minlerin Emîri! Artık yeter. Allah’a yemin ederim ki, kafamdaki, şeyler silindi” dedi. [3

            Ayette geçtiğine göre müteşâbih ayetlerin tevilini Allah’la beraber ilimde yüksek payeye erenlerinde bileceğini iddia edenler. Dolaylı da olsa bu iddiaları ile Peygamberimiz ve ashabının ilimde yüksek payeye eremedikleri için bu ayetlerin tevilini yapmadıklarını iddia etmektedirler.

            Bu konuda sonuç olarak şu söylenebilir;

            1- Müteşabih ayetlerin tevilini ancak Allah (c.c.) bilir.

           2- Allah’ın sıfatları hakkında Peygamberimiz ve sahabeye uyarak Kuran da nasıl geçmişse olduğu gibi kabul edip, keyfiyeti hakkında tevil yapılmamalıdır.

 

 

Mus’ab KÖYLÜOĞLU


[1] Al-i İmran 3/7
[2] Hayatüssahabe
[3] Hayatüssahabe