Yüce Rabbimiz
Allah (c.c.) Kuran’ı
Keriminde ve
Peygamberimiz
(s.a.v.)’de hadislerinde
Rabbimizi şanına,
azametine ve kudretine
layık bir şekilde
tanıtmıştır. İslam’ı
kendisine din olarak
seçen bir insan gaibe
iman etmek zorundadır.
Yani görmediği Allah’a,
görmediği ahrete ve
hesap gününe iman etmesi
gerekir. İmtihanın özü
de bununla
bağlantılıdır. Şayet
insanlar Allah’ı,
azametini ve ahrette
başına gelecekleri açık
bir şekilde görmüş
olsalardı, Allah’a itaat
etmeyen, ahrete iman
etmeyen ve günah işleyen
kimse kalmaz ve
imtihanın da bir manası
olmazdı.
Allah (c.c.)
kendisine ait olan
sıfatlardan, kullarının
bilmesi gerektiği
kadarını bir çok ayette
bildirmiştir.
Peygamberimiz ve Ashabı
bu kadarıyla yetinmiş ve müteşâbih ayetleri tevil
etmemişler, Rabbimizi
onun kendisi hakkında
verdiği bilgilere
dayanarak
sıfatlandırmışlardır. ve
bunun ötesine geçip
kendi kafalarından
tevil’de
bulunmamışlardır. Bu
konuda Allah (c.c.)
şöyle buyurmaktadır;
هُوَ الَّذى اَنْزَلَ
عَلَيْكَ الْكِتَابَ
مِنْهُ ايَاتٌ
مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ
الْكِتَابِ وَاُخَرُ
مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا
الَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ
زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ
مَا تَشَابَهَ مِنْهُ
ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ
وَابْتِغَاءَ تَاْويلِه
وَمَا يَعْلَمُ
تَاْويلَهُ اِلاَّ
اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ
فِى الْعِلْمِ يَقُولُونَ
امَنَّا بِه كُلٌّ مِنْ
عِنْدِ رَبِّناَ وَمَا
يَذَّكَّرُاِلاَّ
اُولُوا الْاَلْبَابِ
“O Yüce Mabud
ki, senin üzerine Kurânı
indirdi. Ondan bir kısmı
muhkem âyetlerdir ki,
onlar o kitabın aslıdır.
Diğer bir kısmı da
müteşâbih âyetlerdir.
Artık kalplerinde
eğrilik bulunan kimseler
fitne aramak ve onu
tevil arzusunda bulunmak
için o kitaptan
müteşâbih olanına tâbi
olurlar. Halbuki, onun
tevilini Allah Teâlâ'dan
başkası bilemez. İlimde
rüsuh sâhibi olanlar ise
"Biz ona îman ettik,
hepsi de Rabbimizin
katındandır derler.
Bunları tam akıllı
zatlardan başkası
düşünemez”
Buna rağmen
bazı insanlar
Peygamberimiz ve
ashabının bu konudaki
davranışlarını dikkate
almadan büyük bir cüret
göstererek tevil yoluna
gitmişlerdir. Hal bu ki
sahabe bırakın tevil
etmeyi, tevil edenleri
bidat’çi olarak görüp
yanlarından
kovmuşlardır.
Rabbimizin
sıfatları ve müteşâbih
ayetler hakkında tevil
yapanlar gerek ilmen ve
gerekse halk nazarında
ne kadar büyük bir yere
sahip olurlarsa olsunlar
bidatçidirler. Bu tip
bidatçilere Hz. Ömer
(r.a.) kendine has
üslubu ile bakınız nasıl
davranıyor; Iraklı
Sabîg, askerler arasında
Kuran’ın müteşâbihlerini
soruyordu. Mısır’a
geldi. Amr İbnü’l-As onu
muhafızla Ömer’e
gönderdi. Ömer elçiden
mektubu alıp okuduktan
sonra “Adam nerede”
dedi. Muhafız “Dışarda
bekliyor” dedi. Ömer
“Dikkat et, kaçmasın.
Eğer kaçarsa senin
canını yakarım” dedi.
Muhafız Sabîg’ı Ömer’e
getirdi. Ömer “Sen
neleri soruyorsun?”
dedi. O da sorduklarını
Hz. Ömer’e anlattı. Hz.
Ömer bana “Sopaları
getir” dedi. Sabîğ’ı
yara bere içinde
bırakıncaya kadar
dövdükten sonra bıraktı.
Sabîğ’ın yaraları
iyileştikten sonra onu
tekrar çağırıp aynı
şekilde dövüp serbest
bıraktı. Sabîğ
iyileşince Hz. Ömer onu
tekrar dövmek için
çağırttı. Sabîğ “Ey
Mü’minlerin Emîri! Eğer
beni öldürmek istiyorsan
güzel bir şekilde öldür.
Eğer beni tedavi etmek
istiyorsan, Allah’a
yemin ederim ben tedavi
oldum” dedi. Böylece Hz.
Ömer ona memleketine
gitmeye izin verdi. Ebu
Musa el-Eş’arî’ye de
Müslümanlardan hiç
kimsenin onunla
oturmamasını emretti. Bu
durum Sabîğ’a çok ağır
geldi. Ebu Musa, Hz.
Ömer’e “Adamın durumu
düzeldi” diye yazdı. Hz.
Ömer “O halde halka
onunla oturma izni ver”
diye cevap yazdı.
Benî Temim’den
Sabîğ adında bir adam
Medine’ye geldi. Yanında
kitaplar bulunuyordu.
Bu, Hz. Ömer’in kulağına
geldi. Hz. Ömer onun
getirilmesi için haber
gönderdi ve onu dövmek
için hurma ağaçları
hazırlamıştı. Hz. Ömer’e
vardığında “Sen kimsin?”
dedi. Onun “Ben Allah’ın
kulu Sabîğ’im” demesi
üzerine de “Ben de
Allah’ın kulu Ömer’im”
dedi ve işaret ederek
adamı yara bere içinde
bırakıncaya kadar
dövdürttü. Adamın
yüzünden kanlar akıyordu
ve “Ey Mü’minlerin
Emîri! Artık yeter.
Allah’a yemin ederim ki,
kafamdaki, şeyler
silindi” dedi.
Ayette geçtiğine göre müteşâbih
ayetlerin tevilini
Allah’la beraber ilimde
yüksek payeye
erenlerinde bileceğini
iddia edenler. Dolaylı
da olsa bu iddiaları ile
Peygamberimiz ve
ashabının ilimde yüksek
payeye eremedikleri için
bu ayetlerin tevilini
yapmadıklarını iddia
etmektedirler.
Bu konuda
sonuç olarak şu
söylenebilir;
1- Müteşabih
ayetlerin tevilini ancak
Allah (c.c.) bilir.
2- Allah’ın
sıfatları hakkında
Peygamberimiz ve
sahabeye uyarak Kuran da
nasıl geçmişse olduğu
gibi kabul edip,
keyfiyeti hakkında tevil
yapılmamalıdır.
Mus’ab
KÖYLÜOĞLU