Dostluk birbirini sevenler
tarafından içten gelen duygularla kurulan bir bağdır. İki insanın birbiriyle
dostluk kurabilmesi evvela tanışmaları ve birbirleriyle rezonanslarının uyuşması
ile oluşan sevgi neticesinde olabilir. Dostluğun iyi bir dostluk olabilmesi
zaman içinde karşılıklı yapılan fedakarlıklarla mümkündür. Bir kimsenin
büyükleri ile dostluğu itaat, küçükleri ile dostluğu ise şefkat ile gelişir.
İki dost düşünün; birbirlerini o
kadar çok seviyorlar ki, biri diğerini arıyor, soruyor, onun her sıkıntısını
gidermeye çalışıyor, maddi ve manevi her konuda yardımına koşuyor, Hastalığında
ve sevincinde ona ortak oluyor.Onu görmeden duramıyor. velhasıl bu dostluk iyi
bir dostluktur.
İki kişide düşünün ki;
birbirlerini seviyor ve sayıyorlar, yardıma ihtiyacı olduğu zaman yardım ediyor.
Ama bunu ayda yılda bir yapıyor. Bu da bir dostluktur ama zayıf bir dostluktur.
Allah dostluğu da ona yapılan
itaat ve fedakarlık ölçüsündedir. Az itaat ve fedakarlık eden az dostluğunu
kazanır. İtaatinde üst seviyede bir gayret gösterende çok dostluğunu kazanır.
اَللّهُ وَلِىُّ الَّذينَ امَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ
“Allah
iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”
اِنَّمَا
وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذينَ امَنُوا الَّذينَ يُقيمُونَ الصَّلوةَ
وَيُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
“Sizin dostunuz
ancak Allah’tır, Onun Resûlüdür ve Allah’a tam boyun eğerek namazlarını hakkıyla
ifa eden, zekâtlarını veren müminlerdir.”
Allah’ın dostluğunu kazanmak
için evvela iman etmek ve daha sonra da sâlih ameller işlemek gerekir. Bu
dostluk ne sadece bir zümreye tahsis edilmiş bir makam, ne de kimsenin tekelinde
olan bir şey değildir. Bütün iman edenler Allah’ın dostudur. Hiçbir kimse
Allah’ın azabından emin değildir ve son nefesini nasıl vereceğini de bilemez.
Çünkü bir amel işler ki Allah’ın büyük sevgisini kazanır yada öyle bir amel
işler ki belki de Allah’ın gazabına duçar olur.
Rasulullah
(s.a.v.) buyuruyor ki;
“Kendisinden başka ilah olmayan
Allah’a kasem ederim ki, içinizde öyle adam bulunur ki, cennet ehlinin ameli ile
amel eder ve kendisi ile cennet arasında bir zira’dan (Yaklaşık 50 cm) ziyade
mesafe kalmaz. Derken (hükm-i) kitap (yani o yazının hükmü) ona galebe eder,
cehennem ehlinin ameli ile amel eder de cehenneme girer. Keza içinizde öyle adam
bulunur ki, cehennem ehlinin ameli ile amel eder, kendisi ile cehennem arasında
bir zira’dan ziyade mesafe kalmaz. Derken (hükm-i) kitap ona galebe eder, cennet
ehlinin ameli ile amel eder ve cennete girer.”
[3]
Yani her Müslüman sonunun ne
olacağını bilemez. Kimse ahreti garanti ettiği ve kurtulduğunu iddia ederse
şeytanın oyuncağı olmuştur.
Günümüzde Allah’ın dostu
olduğuna inanılan ve medet umulan zat’ların hakkında Allah katından hiçbir delil
olmadığı halde çeşitli makamlar tayin edilmektedir. Halbuki Peygamberimiz
bakınız ne buyuruyor;
“H.z. Peygamber, savaşta
öldürülen bir kişinin karısının “Ey şehidim!” diye dövündüğünü gördüğünde ona
şunları söyledi: “Sus ey kadın! Onun şehit olduğunu nerden biliyorsun? Kim bilir
belki de o kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur, malını eksiltmeyecek
şeyleri vermekte de cimrilik gösterirdi.”
Enes
(r.a.) şöyle anlatıyor: Uhud gününde bizden birisi şehit düşmüştü. Onu
bulduğumuzda açlıktan karnına bir taş bağlamış olduğunu gördük. Annesi, onun
yüzündeki toprağı silerek “Ey oğlum! Cennet sana kutlu ve mübarek olsun!” dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber “Onun cennete gireceğini nereden biliyorsun? Kim
bilir belki de o kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur, kendisine zarar
vermeyeceğini bildiği halde kimseye yardımda bulunmazdı”
SONUÇ
Allah’ın dostluğu bir makam
olarak değil ona itaatle kazanılmış rıza ile onun sevgisini kazanmaktır. Bütün
iman edenler günah ta işleseler yine de Allah’ın dostudur. Çünkü günahsız olmak
mümkün değildir. Zaten bu konuda Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayete göre
Peygamberimiz (s.a.v.) “Nefsim elinde olan Allah’a kasem ederim ki, siz günah
işlememiş olsaydınız, sizin yerinize günah işleyip de Allah’ü Teâlâ’ya istiğfar
edecek bir kavim getirirdi de onları yarlığardı.” buyurmuştur.
Mus’ab KÖYLÜOĞLU
Bakara 2/257
Mâide 5/55
Buhari –Müslim’de geçen hadisin bir kısmı
heysemi X/303 (Ebu Ya’la, Ebu Hureyre’den – Hayatüssahabe- 183
Heysemi X/303 Hayatüssahabe- 184
Müslim