:: www.rahmet.org = Bidat-Hurafe-Video-Uydurma hadisler-Kitap-İndir-The Quran ::

Akaid
 
EHLİ SÜNNET AKİDESİ
2007-01-01

 

Akide'nin Tanımı

Sözlük anlamı: Bu kelime rabtetmek, bağlamak, sağlamlaştırmak, iyice bağlamak, güçlü bir şekilde bağlamak, birbirine kenetlemek, birbirine sıkı sıkıya kaynaşmak ve tesbit etmek demek olan "akd"den gelmektedir. Yakîn (kesin bilgi) ve cezm (kesin kararlılık) da bu anlamdadır.

Akd, aynı zamanda çözmenin zıttıdır. Mesela ukdetu'l-yemin ile ukdetu'n-nikah (yemin etmek, nikah akdi) de buradan gelmektedir. Nitekim yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:

"Allah sizi yeminlerinizdeki lağivden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat bağlamış olduğunuz yeminlerinizden sorumlu tutar. " (el-Maide, 5/89)

"Akîde: İtikad eden kimse nezdinde şüphe sözkonusu olmayan hüküm demektir. Dinde akide ise -amelin dışında kalan- ve kendisine itikad edilen (inanılan) şey demektir. Yüce Allah'ın varlığına, Rasûllerin O'nun tarafından gönderildiğine İtikad etmek gibi. Çoğulu ise: Akaid diye gelir."5

Özetle insanın kalbinden kesin olarak kabul ettiği şey ister hak, ister batıl olsun akidedir.

Terim olarak: Kalbin doğrulaması, nefsin huzur ile kabul etmesi gereken hususlardır, ta ki bunlar en ufak bir şüphenin yer almadığı, herhangi bir tereddüdün karışmadığı sapa- sağlam kesin bir yakîn olabilsin.

Ya da akide, kişinin, hiçbir şekilde şüphe ve tereddüt sözkonusu olmaksızın kesin olarak inanması demektir. Ayrıca akidenin gerçeğe uygun olması da gerekir. Herhangi bir şüphe ve zannı da kabil değildir. Eğer bilgi kesin bir inanç (yakîn) derecesine ulaşmayacak olursa, ona akide denilemez.

Akide'ye bu adın veriliş sebebi ise insanın bu inanç üzerine adeta kalbini düğümlemiş olmasından dolayıdır.

İslam Akidesi ise Yüce Allah'a, Meleklerine, Kitablarına, Rasüllerine, Ahiret Gününe, Hayrı ile Şerri ile Kadere, Gayba Dair Sabit Olmuş Diğer Hususlara, Dinin Esaslarına, Selef-i Salih'in Üzerinde İcma Etmiş Olduğu Hususlara Kesin Olarak İnanmak ve Emir, Hüküm ve itaat Hususunda Yüce Allah'a Tam Teslimiyet, Rasülüne de Tabi Olmaktır:

İslam akidesi mutlak olarak kullanıldığı takdirde, ehl-i sünnet ve'l-cemaat'in akidesi anlaşılır. Çünkü Allah'ın kulları için din olarak beğenip, seçtiği İslam odur. Ashab, tabiîn ve onlara güzel bir şekilde tabi olanların oluşturduğu fazilet sahibi üç neslin kabul ettiği akide de budur. İslam akidesinin ehl-i sünnet ve'l-cemaat tarafından kabul edilmiş, onunla eş anlamlı ve ona delalet eden başka bir takım isimleri daha vardır: Tevhid, sünnet, usulu'd-din, el-fıkhu'l- ekber, şeriat ve iman bunların bazılarıdır. Ehl-i sünnet'in akide ilmi hakkında kullandıkları en ünlü tabirler bunlardır.6

SELEF'İN TANIMI

Sözlük Anlamı: Selef geçen, önceden geçip giden demektir. Aynı zamanda önceden geçip gitmiş cemaat yahut yaşayışları itibariyle ya da yürüyüşlerinde önden giden topluluk anlamındadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Nihayet onlar bizi gazablandırınca, kendilerinden intikam aldık. Hemen onları topluca suda boğduk. Böylece onları sonra gelenler için bir selef (geçmiş topluluk) ve bir örnek kıldık. " (ez-Zuhruf, 43/55-56)

Yani onların amelleri gibi amelde bulunanlardan önce geçmiş selef kıldık. Bu ise onlardan sonra gelenler, onlardan ibret alsınlar ve başkaları onların bu durumlarından öğüt alsın diyedir.

Selef: "Yaş ve fazilet itibariyle kişiden daha ileri mertebede bulunan, ondan önce gelip geçmiş ataları ve akrabaları demektir... İşte bundan dolayı tabiîlerin ilk nesline de selef-i salih adı verilmiştir."7

Terim olarak tanımına gelince: İtikad alimleri tarafından "selef" lafzı mutlak olarak kullanıldığı takdirde ashab yahut ashab ve tabiîn yahut ashab, tabiîn ve onlara uyan, imamlıkları, faziletleri, sünnete uyuşları, bu husustaki önderlikleri, bid'atten sakınmak ve ondan çekinmek özellikleri kabul edilmiş önder imamlar arasından onlara uyanlar ile imam oldukları dindeki durumlarının önemi hususunda da ümmetin ittifak ettiği kimseler kastedilir. Bundan dolayı ilk nesle "selef-i salih" denilmiştir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yolda bırakır ve cehenneme atarız. O ne kötü bir dönüş yeridir!" (en-Nisa, 4/115)

Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İleriye geçen muhacir ve ensar ile onlara güzellikle uyanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. Bunlar için orada ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük kurtuluştur." (et-Tevbe, 9/100)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur: "İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra da onlardan sonra gelenler." (Buharî ve Müslim)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile ashab'ı ve onlara güzel bir şekilde uyanlar bu ümmetin selefidirler. Rasülullah -sallallahu aleyhi ve selle m-'ın  ashabının ve onlara güzel bir şekilde uyanların davet ettiği şeyin benzerine davet eden herkes de selef'in yolu üzerindedir.

Bu konuda bir zaman sınırlamasına gitmek şart değildir. Aksine şart akide, ahkam ve yaşayış itibariyle kitab ve sünnete selef'in anlayışı ile uygunluktur. Kitab ve sünnete uygun düşen herkes selef'e tabi olan kimselerdendir. İsterse zaman ve mekan itibariyle kişi ile onlar arasında bir uzaklık bulunsun. Onlara muhalefet eden ise onlar arasında yaşamış olsa dahi onlardan değildir.

Selef-i salih'in önderi Rasûlullah -sallahu aleyhi ve sellem-'dır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Muhammed Allah'ın Rasülüdür. Onunla birlikte olanlar kafirlere karşı sert ve katı, kendi aralarında merhametlidirler. Sen onları rüku ediciler ve secde ediciler, Allah'tan bir lütuf ve rıza isteyenler olarak görürsün. Secde izinden nişanları yüzlerindedir."(el-Feth, 48/29)

Yüce Allah kendisine itaat ile Rasûlüne itaati bir arada söz konuşu etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, siddiyklar, şehidler ve salihlerle birliktedirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!" (en-Nisa, 4/69)

Yine yüce Allah Rasulüne itaati kendisine itaat olarak değerlendirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Peygambere itaat eden gerçekle Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, zaten biz seni onların üzerine bir koruyucu göndermedik. " (en-Nisa, 4/80)

Yüce Allah Rasule itaat etmemenin amelleri iptal edip, boşa çıkartacağıni haber vermek üzere şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasule itaat edin, amellerinizi de boşa çıkarmayın." (Muhammed, 47/33)

Yine yüce Rabbimiz bize peygamlerinin emrine muhalefet etmeyi yasaklayarak şöyle buyurmaktadır: "Kim de Allah'a ve Rasulüne isyan eder, sınırlarını aşarsa, onu da orada ebedi kalmak üzere bir ateşe koyar. Üstelik onun için küçültücü bir azab da vardır. " (en-Nisa, 4/14)

Yüce Allah bizlere peygamlerinin bize emrettiğini alıp, bize yasakladığı şeyleri terketmemizi de emretmektedir: "Hem peygamber size ne verdi ise onu alın, neyi yasak etti ise de sakının. Allah'tan korkun çünkü Allah azabı çok çetin olandır." (el-Haşr: 7/59)

Ayrıca yüce Allah bizlere Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'ı hayatımızın bütün hususlarında hakem kılmayı ve onun hükmüne başvurmayı emretmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 4/65)

Yüce Allah bizlere Peygamberinin en mükemmel, en güzel örnek ve uyulacak en mükemmel şahsiyet okluğunu bildirmiştir. Kendisine uyulması ve izinden gidilmesi gereken odur. İşte yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki sizin için Allah'ı ve ahiret gününü ümit eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için Rasulullahta güzel bir örnek vardır." (el-Ahzab, 33/21) Yüce Allah kendi rızasını, Rasulünün rızası ile birlikte zikrederek şöyle buyurmaktadır: "Halbuki daha doğru olan Allah'ı ve Rasülünü hoşnut etmeleridir. Eğer mü'min iseler." (et-Tevbe, 9/62)

Yüce Allah Rasulünün peşinden gitmeyi, kendisinin sevgisine mazhar olmanın alameti olarak değerlendirmiştir: "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah günahları bağışlayandır, rahimdir. " (Al-i İmran, 3/31)

İşte bundan dolayı selef-i salih herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştükleri vakit başvurdukları kaynak Allah'ın kitabı ve Rasulünün sünneti idi. Tıpkı yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu, Allah'a ve Rasülüne götürünüz. Bu hem daha hayırlı, hem de sonuç itibariyle daha güzeldir." (en-Nisa, 4/59)

Rasulutlah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra selefin en faziletlileri elbetteki dinlerini ondan samimiyet ve ihlas ile öğrenmiş bulunan ashab-ı kiram'dır. Nitekim yüce Allah aziz kitabı Kur'an-ı Kerîm'de onları şöylece nitelendirmektedir: "Mü'minler arasında Allah'a içerdikleri sözde içtenlikle sebat eden nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi, kimisi de beklemektedir. Onlar hiçbir şeyi değiştirmemişlerdir." (el-Ahzah, 33/23.) Daha sonra da Rasulullah -sallallabu aleyhi ve sellem-'ın haklarında şöyle buyurduğu faziletli kılınan ilk nesiller arasında onların peşinden gelenler gelir: "İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler. " (Buhari ve Müslim)

Bundan dolayı ashaba ve tabiîne uymak başkalarına göre daha uygundur. Buna sebeb ise imanlarındaki sadakatleri, ibadetlerindeki ihlaslarıdır. Onlar akidenin koruyucuları, şeriatın bekçileridir. Gereğince söz ve davranışlarıyla amel edenlerdir. Bundan dolayı yüce Allah

dinini yaymak, Peygamberinin sünnetini tebliğ etmek için onları seçmiştir. Peygamber -sallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Hepsi ateştedir, bir tanesi müstesna." O kimlerdir, ey Allah'ın Rasulü? diye sordular. O da: "Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yoldur" diye buyurdu. 8

Sonraki asırlarda selef-i salihe uyan ve onların yollarını izleyen kimseye de hem onlara nisbet etmek, hem de böyle bir kimse ile selefin yoluna muhalefet ederek onların yolundan başkasına uyanlardan ayırdetmek maksadıyla "selefi" denilir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yolda, bırakır ve cehenneme atarız. O ne kötü bir dönüş yeridir!" (en-Nisa, 4/115)

Her Müslüman onlara mensub olmaktan sadece iftihar eder. "Selefîlik (es-selefiye)" lafzı artık İslam'ı algılamak, anlamak ve uygulamak hususunda selef-i salih'in izlediği yolun özel ismi haline gelmiştir. Buna göre selefilik kavramı Allah'ın kitabına ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'ın sünneti diye sabit olan hususlara selefin anlayışına uygun olarak, tam anlamıyla sımsıkı sarılan kimseler hakkında kullanılır.

 

Selef-i Salihîn (EHL-İ SÜNNET VE'L-CEMAAT) AKİDESİ - Ebu Muhammed - Abdullah b. Abdu'l-Hamid b. Abdu'l-Mecid el-Eserî

 

 -------------------------------------------------------------

5  Şu sözlüklere bakınız: Lisanu'l-Arab, el-Kamusu'l-Muhit, el-Mu'cemu'l-Vasît. "ayn, kaf, dal" maddesi.

6  Bk. Nasır b. Abdu'l-Kerim el-Akl, Mebahisu fi Akideti Ehl-i Sünneti ve'l-Cemaati ve Mevkıfi'l-Harekati'l-İslamiyyeti- Mubasirati minbâ; Dr. Ömer Süleyman el-Aşkar, el-Akidetu fillahi.

7  Tacu'l-Arus, Lisanu'l-Arab ve el-Kamusu'l-Muhît sözlükleri "sin, lâm ve fe" maddesine bakınız.

8  el-Elbanî, Sahih-u Süneni't-Tirmizi