Yüce Allah Kur'an-ı Kerîm'e iman edip, iman etmiş oldukları dinin esasları ve
fer'î hükümleri ile zahiri ile batını ile amel eden, imanın etkileri
akidelerinde, sözlerinde açık ve gizli amellerinde ortaya çıkan kimseler
hakkında "gerçek mü'min" niteliğini kullanmıştır.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Gerçek mü'minler ancak o kimselerdir ki,
Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri karşılarında okunduğu zaman
imanlarını arttırır ve onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirler. Onlar namazı
dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdigimizden de infak ederler.
İşte onlar gerçek mü'minlerin ta kendileridir. Onlar için Rableri katında
dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır." (el-Enfal, 8/2-4)
Yüce Allah Kur'an-ı Kerîm'in pek çok ayet-i kerîmesinde iman ile salih ameli
birlikte sözkonusu etmiştir.
Şöyle buyurmaktadır: "Gerçekten iman edip salih ameller işleyenlerin ise
konakları Firdevs cennetleridir." (el- Kehf, 18/107)
"Muhakkak Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru olanların üzerine melekler:
Korkmayın, üzülmeyin ne size vaadolunan cennetle sevinin diye inerler." (Fussilet,
41/30);
"İste bu cennet yapageldiğiniz ameller sebebi ile size miras verilmiştir."
(ez-Zuhruf, 43/72);
"Andolsun
asra ki, gerçekten insan ziyandadır. İman eden, salih ameller işleyen
birbirine hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (el-Asr. 103/1-3)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurmuştur "Allah'a iman
ettim de, sonra da dosdoğru, ol." (Müslim)
Yine Peygamber şöyle buyurmaktadır: "İman yetmiş kusur şubedir. Bunların en
faziletlileri Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur demek, en alt derecede
olanları yolda rahatsızlık veren şeyleri kaldırmaktır. Haya da imanın
şubelerinden birisidir." (Buharî)
İlim ve amel birbirinden ayrılmaz şeylerdir, biri diğerini bırakmaz. Amel
ilmin şekli ve özüdür. İmanın birtakım dereceleri ve şubeleri olduğuna, artıp
eksildiğine, mü'minlerin aralarında fazilet farkının bulunduğuna dair pekçok
ayet ve hadis nassı varid olmuştur.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İman edenlerin de imanı artsın. " (el-Müddessir,74/31);
"Bir sure indirildiği zaman içlerinden bazıları: Bu hanginizin imanını
arttırdı, derler. İman etmiş olanlara gelince, bu onların imanını
arttırmıştır." (et-Tevhe, 9/24); "Ayetleri karşılarında okunduğu zaman onların
imanını arttırır ve onlar ancak Rablerine dayanıp, güvenirler. " (el-Enfal, 8)
"İmanlarına iman katmaları için mü'minlerin kalbine sükun ve huzur indiren
O'dur." (el- Feth, 48/4)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:
"Kim Allah için sever, Allah için bugzederse o imanını tamamlamış olur."44
Yine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: "Sizden kim
bir münker görürse onu eliyle degiştirsin, eğer gücü yetmezse diliyle, eğer
yine gücü yetmezse kalbi ile değiştirsin. Bu ise imanın en zayıf halidir."
(Müslim)
İşte ashab-ı kiram, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den böylece
imanın itikad, söz ve amel olduğunu, itaat ile artıp, masiyet dolayısıyla
eksildiğini öğrenmiş ve kavramış oldular.
Emiru'l mü'minin Ali b. Ebi Talih -radıyallahu
anh.- şöyle demiştir: "Sabrın imana göre durumu, başın vücuda göre durumudur.
Sabrı olmayanın imanı da olmaz."45
Abdullah b. Mes'ud -radıyallabu anh- da şöyle demiştir: "Allah'ım! İmanımızı,
yakînimizi ve fıkhımızı arttır."46
Abdullah b. Abbas, Ebu Hureyre ve Ebu'd-Derda (r.anhum): "İman artar ve
eksilir" derlerdi.47
İmam Vekî' b. el-Cerrah -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- şöyle derdi: "Ehl-i
sünnet der ki: iman söz ve ameldir."48
Ehl-i sünnet'in imamı Ahmed b. Hanbel
-Allah'ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir:
"İman artar ve eksilir. Artması amel ile eksilmesi de ameli terketmekledir."49
Hasan-ı Basri de -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir: "İman ne bir
takım süslenmelerle, ne de temennilerledir ama iman kalbe yerleşen ve
amellerin doğruladığı şeydir."50
İmam Şafîi -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir: "İman söz ve
ameldir, artar ve eksilir, itaatle artar, masiyetle eksilir." Sonra da yüce
Allah'ın: "Ve iman edenlerin imanı artsın diye... " buyruğunu okumuştur.51
İmam Ebu Ömer b. Abdi'l-Berr, et-Temhid adlı eserinde şöyle demektedir: "Fıkıh
ve hadis ehli icma ile şunu belirtmişlerdir: İman söz ve ameldir. Niyetsiz
amel olmaz, Onlara göre iman itaatle artar, masiyet dolayısıyla eksilir.
Onlara göre bütün itaatler de imandır."52
Bütün ashab-ı kiram, tabîin ve muhaddis, fukaha dinin önder imamları ile
onların peşinden gidenlerin oluşturduğu, onlara güzelce uyanlar hep bu
kanaatte idiler. Selef ile haleften bu hususta haktan sapanların dışında
onlara muhalefet eden kimse yoktur.
Ehl-i sünnet der ki: Ameli imanın dışına
çıkartan bir kimse mürcie'dendir. Ondan olmayan şeyleri onun içine sokan kimse
ise bid'atçidir.
Diliyle şehadet kelimesini söyleyen, kalbiyle yüce Allah'ın vahdaniyetine
inanan, bununla birlikte azalarıyla İslam'ın rükünlerini eda etmeyen bir
kimsenin imanı kamil değildir. Her ne kadar hükmen ya da ismen böyle bir kimse
hakkında iman lafzını kullansak bile. Ancak hiçbir şekilde şehadet kelimesini
söylemeyen kimseye mü'min ismi verilemez.
Ehl-i sünnet ve'l-cemaat imandan
istisnada bulunmanın yani "inşaallah ben mü'minim" demenin ve kendileri
hakkında kesin mü'min oldukları ifadesini kullanmamanın caiz olduğu
görüşündedirler. Bu ise onların Allah'tan ileri derecedeki korkuları, kadere
imanları ve nefislerini tezkiye etmekten uzak kalmaya çalışmalarından
ötürüdür. Çünkü mutlak iman bütün itaatleri işlemeyi, bütün yasakları
terketmeyi kapsar. Ancak istisna imanda şüphe dolayısıyla yapılacak olursa,
bunu kabul etmezler. Buna dair kitabta, sünnette seleften gelen rivayetlerle
ve ilim adamlarının görüşlerinde pekçok delil bulunmaktadır. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
"Hiçbir şey hakkında sakın: Ben bunu mutlaka yarın yapacağım, deme. Meğer ki
Allah dilemiş ola (inşaallah yapacağım de)." (el-Kehf, 18/23-24); "Artık
kendinizi temize çıkarmayın. O kimin takvalı davrandığını en iyi bilendir."
(en-Necm, 53/32)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'da kabristana girdiği sırada şöyle
derdi: "Ey mü'min ve müslüman kimselerin kaldığı diyarın sakinleri! İnşaallah
biz de size kavuşacağız. Allah'tan bize ve size esenlik dilerim." (Müslim)
Abdullah b. Mes'ud -radıyaliahu anh.- da şöyle demiştir:
"Her kim kendisi hakkında mü'min olduğuna dair şahitlik ederse, kendisinin
cennette olduğuna da şahitlik etsin."53
Cerir dedi ki: "Ben Mansur b. el-Mu'temir,
Muğire, A'meş, Leys, Umare b. el-Ka'ka, İbn Şubrume, el-A'la b. el-Müseyyib,
Yezid b. Ebi Ziyad, Süfyan es-Sevrî, İbnu'l-Mübarek ve yetiştiğim diğer
imamların "imanda istisna yaptıklarını ve istisna yapmayanları ayıpladıklarını
dinledim."54
İmam Ahmed b. Hanbel'e imana dair soru sorulunca, o: "İman, söz, amel ve
niyettir" diye cevab vermiş. Bu sefer ona: Adam: Sen mü'min misin? diye
sorarsa, o: Bu bir bid'attir diye cevab vermiş. Bu sefer ona: Peki böylesine
nasıl cevab verilir diye sorulunca; İnşaallah mü'minim der, diye cevab
vermiş.55
Ehl-i sünnet ve'l-cemaat'e göre iman
ancak aslının ortadan kalkması ile gider. Yasakları işlemek, farzları
terketmek suretiyle onun dallarının ortada olmamasına gelince, bu imanı
eksiltir ve onun şeklini bozar, fakat onu büsbütün ortadan kaldırıp yok etmez.
Kul ancak kendisini imana sokan şeyi inkar etmekle imandan çıkar. Kimi zaman
bir kimsede hem küfür, hem de iman, hem şirk, hem tevhid, hem takva ve hem
fücur (günahkarlık) birarada bulunabilir. Nitekim yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
"Onların çoğu şirk koşmaksızın (bir türlü) Allah'a iman etmezler." (Yusuf,
12/106)
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar o gün imandan çok küfre daha
yakındılar." (Al-i İmran, 3/167)
Büyük günah işleyen bir kimse imanın dışına çıkmış olmaz. O düyada imanı eksik
bir mü'mindir. İmanı dolayısıyla mü'min, büyük günahı dolayısıyla fasıktır.
Ahiretteki durumu ise Allah'ın dilemesine kalmıştır. Dilerse günahını
bağışlar, dilerse onu azablandırır.